<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578</id><updated>2011-04-21T20:29:13.677-07:00</updated><title type='text'>Yürek Burgusu</title><subtitle type='html'>Yaş haddi yoktu elbette aşkta. Dileyen dilediği yaştakine aşık olabiliridi. Ama sözde. O senin dediklerin bu ülkede olmaz, demiştin sonra. Belki başka bir gezegende. Kendimizi kandırıyoruz. Senin beni benim seni istemem fazla birşey ifade etmiyor. Kanun var. Aileler var. Gelenekler var.
Yaz bitiyordu. O gece ay tam ay tutulmuştu. Ortalık kapkara. O gece sen evimdeydin. O gece ben de sana tutulmuştum.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>32</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-115191948306110128</id><published>2006-07-03T02:27:00.000-07:00</published><updated>2006-07-03T02:38:03.356-07:00</updated><title type='text'>Bir delinin not defteri -I-</title><content type='html'>İki bin bir yılının temmuz ayında,  soğuk bir yaz günü başladı bütün hikaye. Tiksinç İstiklal Caddesi'nin sözüm ona Türk Graniti döşenmiş -yer yer çökmüş- yollarında alkolikler, tinerciler, kapkaççılar ve madurları, kimin ellediği belli olmayan yaşları yirmi-otuz arası değişen turist kadınlar ve  pısırık erkekleri, bazı uzuvları olmayan dilenciler, bazı uzuvları olan ama yanlarında başı traşlı ve tentirdiyotla kırmızıalştırılmış dilenciler, mendil satan çocuklar, mendil satmayıp elindeki boya sandığını numaradan yere patlatmış milletin gelip onlara ilgi göstermesini ve ufak bir maddi yardım yapmasını bekleyen çocuklar, lisenin önündeki Çevik Kuvvet ordusu, az sonra kovalayıp (yakalarlarsa dövecekleri) anneler, çeşitli dükkanlar ve çığırtkanları... hepsi ama hepsi yerli yerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle başladı işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-115191948306110128?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/115191948306110128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=115191948306110128' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/115191948306110128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/115191948306110128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2006/07/bir-delinin-not-defteri-i.html' title='Bir delinin not defteri -I-'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-113137586620334803</id><published>2005-11-07T06:43:00.000-08:00</published><updated>2005-11-07T07:04:26.346-08:00</updated><title type='text'>Seni görünce...</title><content type='html'>Ne bileyim. Oradaydın, öylece durmuş bana bakıyordun. Uzaktın. Çok uzak değil, ama nefesini hissedebileceğim kadar da yakın değildin. Ben yine de uykumun arasında bir yerde duydum onu. Sonra uyandırıldım. Zaten uyumuyordum. Ama uyandım işte sonunda. Seni gördüm, gülen yüzünü, ellerini, gözlerini ve bakışlarını. İstedim o an, elinden tutmayı, sana sarılmayı, ama yapamadım. Olanaksızdı bu, dedim ya, uzaktın işte. Çok uzak değil ama uzaktın yine de. Ben yine de uzanıp elinden tuttum. Düşündüm o an, gelecek güzel günler var diye. Var mıydı gerçekten? Bunu bu gün bile tam olarak anlayabilmiş değilim.&lt;br /&gt;Polislik, savcılık bir yerdi. Öyle anımsıyorum. Bir duruşma salonu. Salonun içinde sen, ben ve bir takım başka insanlar vardı. Onlar sordular biz cevapladık. Cevaplarımızı beğenmediler, haksız bulunduk. Cazalandırılacaktık.  İstedikleri gibi yaptılar. Bizi aldılar, ayrı ayrı yerlere koydular. Hücre değildi, parmaklıklar yada dışarı çıkmamızı, birbirimize dokunmamızı engelleyen her hangi birşey de yoktu. Ama dokunamadık birbirimize. Orada öylece ne kadar zaman kaldık bilmiyorum. Fakat serbest kaldığımızda ilk yapacağımız şeyin birbirimize sarılmak olduğunu düşünmüştüm, ama öyle olmadı. Aramızdaki uzaklık günden güne daha da açılmıştı.  Araya girenler oldu; girmeye çalışanlar. Sen kimseyi dinlemiyordun. Ben şaşkın mı, hayran mı, çekingen mi bilmiyorum sadece olanları izliyorum. İstesem de müdahale edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elindekiyle yetinmeyi bilmiyorsun, dedi içlerinden sesi boğuk gelen biri. Sana doğru dönmüş olamlı, göremedim, ama duydum tüm bunları. Elinde herşeye yakın şeyin vardı, sen bunların hiçbirini istemedin, gittin, hiç birşeyi olmayan birşeyi seçtin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-113137586620334803?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/113137586620334803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=113137586620334803' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/113137586620334803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/113137586620334803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/11/seni-grnce.html' title='Seni görünce...'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112556029988603289</id><published>2005-09-01T00:19:00.000-07:00</published><updated>2005-09-01T00:38:19.890-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Gelecek yaşamdaki azap nasıl olacaktır tam bilemiyorum, ama bu dünyadaki azapların en başında istediğini yapamamak geliyor herhalde. Neyi isteyip neyi istemeyeceğimi bilecek yaşa geldim sanırdım, ama insanlar, hiç de öyle konuşup davranmıyorlar bu ara. Sanki çocukmuşum da, onlar da beni kandırmaya, vazgeçirmeye, teselli etmeye ve nihayetinde asimile  etmeye çalışıyorlar. Bir sürü kişiye sürekli birşeyler izah edip ikna etmeye çalışmaktan yoruldum, ve öyle sanıyorum ki, bu yorgunluk, ileriki zamanlarda çekeceğim sıkıntı, keder, ağır yorgunluk kombinasyonunun öncülü. Yani henüz işin şenlik kısmı başlamadı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112556029988603289?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112556029988603289/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112556029988603289' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112556029988603289'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112556029988603289'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/09/gelecek-yaamdaki-azap-nasl-olacaktr.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112555912740767111</id><published>2005-09-01T00:17:00.001-07:00</published><updated>2005-09-01T00:18:47.413-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Hiç herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112555912740767111?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112555912740767111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112555912740767111' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112555912740767111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112555912740767111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/09/hi-herhalde_01.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112539249220406970</id><published>2005-08-30T02:00:00.000-07:00</published><updated>2005-08-30T02:01:32.210-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Ölüm içimizde, demek, yaşıyor.&lt;br /&gt;Ne yapacağım?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112539249220406970?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112539249220406970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112539249220406970' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112539249220406970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112539249220406970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/08/lm-iimizde-demek-yayor.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112436734415568373</id><published>2005-08-18T04:48:00.000-07:00</published><updated>2005-08-18T05:26:00.140-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Ben vardım; sen, kendini yok etmeyi seçtin.&lt;br /&gt;[...]&lt;br /&gt;[...] : işte, ben hâlâ varım; bütün acıları ölçüp biçip tartarak- sense, kayan bir yıldız gibi hızla uzaklaşıyor; son anda da dönüp bir göz kırpıyorsun, yalnızca...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112436734415568373?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112436734415568373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112436734415568373' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112436734415568373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112436734415568373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/08/ben-vardm-sen-kendini-yok-etmeyi-setin.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112436193959521231</id><published>2005-08-05T03:38:00.000-07:00</published><updated>2005-08-18T03:52:04.743-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Onunla sadece bir gece sabahlamak isterdim. Konuşsun, dinleyeyim. Anlatayım, anlasın isterdim. Rüyalarımı süsleyen bu utkulu kraliçeyle yalnızca bir gece. Çay içişini, gülüşünü, ağlayışını, omzuma yaslanışını hissetmek isterdim. Sonra da uyumasını izlemek isterdim, doya doya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ben gitmeliyim. Sonra geri gelirim. Daha güçlü, daha mücadeleci, daha mor renklerle boyanmış olarak. Defter bekler, iyi defterse bekler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112436193959521231?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112436193959521231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112436193959521231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112436193959521231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112436193959521231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/08/onunla-sadece-bir-gece-sabahlamak.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112290013975371368</id><published>2005-08-01T05:34:00.000-07:00</published><updated>2005-08-01T05:42:20.110-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bir gecede kırk beş soru sorulur da, kırk beş soruya kırk beş doğru yanıt verilebilir mi? Verilirmiş. Dün bunu gördüm ben. Çok ciddiyim. Uykuyla uyanıklık arası bir haldeydim. Elbette geceydi ve çok yorgundum. Ama gecenin sonundaki yorgunlukla mukayese ettiğimde, sadece yorgun olmakla tarif edemeyeceğim bunu. Hani insan çok zor işler yapar da, sonunda öldüm, der ya, işte öyleydi. Bunun seni ilgilendiren tarafı ne bilyior musun? Soruların tamamının sana ait olması, daha doğrusu cevaplarını senin vermen gereken sorulardı. Tabii sen olmadığın için, tıpkı senin yapman gereken herşeyi benim yaptığım gibi, bu soruları da yanıtlamak bana düştü. Hepsine açıkça ve dürüstçe cevap verdim. Yani senden beklenmeyecek bir davranış sergiledim. İşin ilginç tarafıysa, seninle ilgili bu kadar sorunun kafamda nasıl oluştuğu. Ama neyse, ne sorulardan, ne cevaplardan bahsedip canını sıkmayacağım bu gün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112290013975371368?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112290013975371368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112290013975371368' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112290013975371368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112290013975371368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/08/bir-gecede-krk-be-soru-sorulur-da-krk.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112117927193551561</id><published>2005-07-12T07:13:00.000-07:00</published><updated>2005-07-12T07:41:11.960-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Ayaklarımdan yukarı doğru, içerden, tatlı ama keskin, keskin ve tedirgin edici ve yürek burkucu sancıyla karışık acı verici bir duygu hissettim. Parasız kalmıştım; kimsesiz ve sahipsiz. Parasız ve kimsesiz ve sahipsiz kalınca, hayat içinde yersiz ve insanlara söz söyleme hakkımı da kaybetmiş oluyordum. Bu bir hipoteze göre iyiydi; hayatla bağım kopmuş oluyordu böylece. Tüm bağlarım kopunca da, kimseyle uğraşmak, didişmek, konuşmak, ilişki kurmak, -hatta bir anlamda yeme içmek- taksicilerle, balıkçılarla, otobüsçülerle, eczanelerle, doktorlarla ve hemşirelerle ve geçmiş zamanın askıntı olan karabasanlarıyla çelişmek durumunda kalmayacaktım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112117927193551561?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112117927193551561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112117927193551561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112117927193551561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112117927193551561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/07/ayaklarmdan-yukar-doru-ierden-tatl-ama.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112107766489090995</id><published>2005-07-11T03:22:00.000-07:00</published><updated>2005-07-11T03:27:44.943-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sağa sola bakma hiç. Çıkışta doğru eve. Kimseyle konuşma, göz göze de gelme. Yoksa gerçek bir gece için ne vücudunu, nede aklını sağlam tutamazsın. O vakte kadar sağlıklı kalmak istiyorsan, söylediklerime kulak ver. Beş yıl önce burada sana çok benzeyen biri vardı. Nerede sabah orada akşam yaşıyordu. Hayatı öyleydi. Bir gün bir felaket haberi geldi. O, ölmüştü. Üstelik nasıl öldüğü hakkında bir ipucu filan yoktu. Aylarca ortalıkta gezindi. Kimsesiz ve sahipsiz. Bakma, yine ben sahip çıkmaya çalıştım ona. Ama durmadı buralarda. Ölüm dediysem, bedenin fizyolojik ölümünden bahsetmiyorum. Ruhsal bir ölüm. Bilirsin, ruh ölmez. Sürekli canlıdır. Hatta kainat yok olduktan sonra da onlar yok olmaz. Beklerler. Orası berzahtır. Orada ruhlar biriktirilir. Geleceğe doğru bir toplam olması için.&lt;br /&gt;            Ama sen farklısın. Bu sebepten seninle daha çok ilgileniyorum. Seviyorum seni. Hem de çok fazla. Lütfen, lütfen sözlerimi iyi dinle. Bunlara itimat et. Göreceksin, pişman olmayacağın bir yola soktuğumu seni. O da istiyor bu tam geceyi. En az senin kadar. Ağzından çıkanlara değil, aklından geçenlere ve ruhuna bir bak. Orada buna dair izler buldum ben. Şimdi senin yapman gereken o izleri takip etmek.  Satır aralarında bir işaret var. Sana söylenmiş. Tıpkı senin ona aralara gizleyip söylediğin gibi. O da akıllı ve biliyor, anlıyor her şeyi. Sen de bilirsin, sonunda acı çekeceğinden korkuyor. Geçmişinde çok acılar var, şimdi bir benzerini de senin yaşatacağını düşünüyor. Lütfen, ona yardımcı ol. Yalnız ve kimsesiz ve sahipsiz bırakma. Öyle dolsun ki seninle, başka bir şey düşünmeye hali kalmasın.&lt;br /&gt;-         Kişi zaten sevdiğine vermez mi acıyı da, dedim. Konuşanın kim olduğunu bilmeden. Pek çok şey gibi, acıyı da biz tattırırsak onun için daha anlamlı olmaz mı? Madem bu kadar çok şey biliyorsun, bunu da bilirsin. Konuşan her kim, yada neysen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu uzayıp giden geceler ne için? Bir amacın olsa bari. Boş iş, boş ve amaçsız. Senin sorunun bu. Hayatta bir amacın yok. Varsa da o kadar önemli bir amaç değil bu. Sahip olduğun birikimi kullanmıyorsun bile. Birikimin olduğunu biliyorsun hepsi bu. Öyle öğretmiş öğreticiler çünkü; bilgiyle donan ama, bilgiyi değil duyguyu paylaş. Elindeki donanımı kullanmayı bilmeyen bir insanın hayatta yapabileceği hiçbir şey yoktur. Bu sebepten beni dinlemekten başka çaren yok senin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112107766489090995?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112107766489090995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112107766489090995' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112107766489090995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112107766489090995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/07/saa-sola-bakma-hi.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112082305918222110</id><published>2005-07-08T04:15:00.000-07:00</published><updated>2005-07-08T04:44:19.200-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Beşiktaş iskelesinin kenarındaki banklardan birinde oturuyordu. Gözleri denize dalmış, derinlerde birşeyler arıyordu sanki. Bir süre uzaktan izledim onu. Yine çok güzeldi. Güzeldi, ama mutsuz olduğu da hemen anlaşılıyordu. Yoksa bir isan o kadar dalgın neden baksın denize?&lt;br /&gt;Ellerini başının arasına alıp, yavaş yavaş sallanmaya başladı sonra. Tıpkı bir yakını ölmüş de ardından yas tutup ağıtlar yakan köylü kadınları gibi. Oysa, daha bağıra çağıra üzülmesini beklerdim onun. Ama nedense, belki kalabalıktan yada kendinden utandığı için için için mi ağlıyrdu yine? Yine diyorum çünkü, bu aralar çok sık içinden ağlamaya başladı. Büyük bir derdini hatırlamıyorum. Küçük dertleri var mı, onu da bilmiyorum. Hele benden yana bir sorunu olup olmadığından haberim bile yok.  Yuvarlanıp gidiyor işte....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112082305918222110?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112082305918222110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112082305918222110' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112082305918222110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112082305918222110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/07/beikta-iskelesinin-kenarndaki.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112072187231635515</id><published>2005-07-07T00:36:00.000-07:00</published><updated>2005-07-07T00:37:52.323-07:00</updated><title type='text'>Not 1</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;               Son günlerde özellikle uzak durduğunu düşündüm. Sadece benden değil, hayatın temposundan, acısından ve kederlerinden de. Belki isteyerek yapmıyordu. Bilmiyorum. Onu çözemiyorum. Hiç çözemedim zaten. Kavgasını, davasını ve diğer insanlarla olan didişmelerini anlarım da, kendisiyle olan kavgasına bir anlam veremiyorum. İnsan hayatında ona batan her şeyle kavga edebilir, ama bir insan kendisiyle kavga etmeye  başlarsa, bu kendini sevmediği ve düşünmediği anlamına gelir ki, bu kişinin hiçbir işine yaramaz. Gerçi kişi kendini sevmeli ve o kadar çok düşünmeli midir, ondan da pek emin değilim. Demek ki neymiş, o kendiyle dahi kavga edebiliyormuş, ama benim de durumum çok parlak değil. Ben de tutarsızım.&lt;br /&gt;              &lt;br /&gt;               Acaba daha önce biriyle sevişmiş midir? Merak ede ede bunu merak etmişim. Hatta uzun unun tartışmışım bir yazıda. Geçenlerde elime geçti. Acaba OMO gerçek sevişmenin ne demek olduğunu biliyor mu? Diye getirmişim sonunu. Tabii büyük bir ihtimalle bu metni de gece yazmış olmalıyım, yalnızken. Gerçi gündüz düşünüyorum. Bu da ilginç. Gündüz düşünüp, gece yazmak. Takside, otobüste, durakta, dolmuşta, kitapçıda, yürürken, okurken, dururken. Yani zamana ve mekana ihtiyacım yok düşünmek için. Ama yazmak için gece olması şart. Sevişmek. Kastettiğim tam olarak bu. Tam bir sevişme. Sadece bedensel birleşmeden değil, aynı zamanda beyinsel birleşmeden de bahsediyorum. Çünkü ancak o zaman tam bir sevişme gerçekleşebilir. Diğeri bir aldanmaca, kurmaca(derler ya bir anlık zevk) olur. Tabii bu benim için henüz bir teori. Fiilen gerçekleşebilmiş bir durum değil yani. Yani, bilimsel bir kanıt olamadı henüz. Biri bana tutarsız mı demişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                   OMO o sabah her zamankinden erken kalktı. Tahminlerimde yanılmıyorsam, kendisine bir fotoğraf makinesi temin etmeye gidecekti. Belki başlangıç olarak, sağlam bir Zenit. Sanmıyorum. Zor makine. Alışana kadar bir sürü film harcar. Yine de tercih edebilir tabii. Belki de elden düşme bir Nikon almak ister. Neyse, neyse neticede bir fotoğraf makinesi almaya gitmiş olabilir bu gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Bilenler biliyor. Bilmeyenlerin ne dediği umurumda bile değil de, bazen canımı sıkabiliyor söyledikleri. Sana bu kadar uzak birinden fazlaca şey beklemiyor musun, dedi mesela o bilmeyenlerden biri geçenlerde. Ugh, diye selamladım onu. Gel oturanboğanınkızkardeşi, gel otur yanıma. Gözlerini de kulaklarını da dört aç. Şimdi sana hayatının dersini vereceğim, öyle güzel anlatacağım ki, sadece şaşırmakla kalmayacaksın, aynı zamanda anlayacak ve hak verecek ve böyle bir şeyi yaşamak isteyeceksin. Burada onu nasıl mat ettiğimi anlatacak filan değilim, ama sizi temin ederim, hatun bir araba sopa yemiş gibi ayrıldı o akşam yanımdan. Bu, aynı zamanda OMO’yu temize çıkartma operasyonuydu. Çünkü yanlış anlaşılmış,(ben yanlış anlatmış da olabilirim) yanlış değerlendirilmiş, belki takdir edilememiş biriydi başından beri. Tabii bu da OMU’yu seven ve onu bazı insanlara tanıtan ve büyük basiretsizlik sonucunda yanlış tanıtan ben olmuştum. Doğal olarak da, yanlış kanıları düzelmek bana düşmüştü. Hey neyse, bir kişiyi mat etmek, bizde, yirmi bir kişiyi mat etmek anlamına geliyor. Bir şeyi bozmanın ve sonradan düzeltmeye çalışmanın en güzel tarafı bu ortamda, tek tek uğraşmak zorunda kalmayışın. Allah’tan kulaktan kulağa diye deyim, dedikodu diye bir gerçek var…&lt;br /&gt;                 &lt;br /&gt;               (Yirmi bir akıllı insan üzerinde yaptığım ankette sorduğum OMO nedir sorusuna, bu yirmi bir akıllı insanın ortaklaşa verdikleri yanıt, çamaşır deterjanı markası oldu. Bu durum beni çok eğlendirdi. Bazı ipuçları vermeme rağmen, saklamaya çalıştığım şeyin yakınından bile geçememeleri beni keyiflendirdi.)&lt;br /&gt;               Kadıköy’de başlayan takip işini yarıda bırakacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Halbuki nereye giderse gitsin, mutlaka izleyeceğim, bu gün işim gücüm yok, diyordum. Haftalardır da buna hazırlanıyordum. Nerede olduğunu, nerelere gittiğini, kimlerle birlikte olduğunu bulmam epey zamanımı almıştı, ama, işte hiç bir takip belgesiz hiçbir işine yaramıyor insanın. Hani senin makinen? Evde unutmuşum. Salak. Salak bir dedektif. Unutmamış olsaydın şimdi iki yüzlük Tele’yle, en az elli metreden, yüzündeki sivilceleri bile çekebilecektin. Gerçi muhtemelen öğrendiği zaman sana çok kızacaktı, ne hakla beni takip ediyorsun filan diyecekti, ama olsun. Ufak paranoyaları geliştirdiğini görünce en azından, kendisi de eğlenebilecekti, acaba sol profilden çekti mi, çok iyi çıkmıyorum da, tarzında.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;               &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112072187231635515?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112072187231635515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112072187231635515' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112072187231635515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112072187231635515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/07/not-1.html' title='Not 1'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112064140596757456</id><published>2005-07-06T02:14:00.000-07:00</published><updated>2005-07-06T02:16:45.973-07:00</updated><title type='text'>İlk Tahminler Bölüm 3</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:courier new;font-size:85%;"&gt;Geldi işte. Yine suratı asık. Yüzüme bile bakmıyor. Tek kelime konuşmadı gece boyunca. Oysa sofrayı hazırlamış onu bekliyordum. Yemedi. Yemeyeceğini bile söylemedi.  Kızı sevdi ve televizyonun karşısına geçti. Biraz izlediler, çokça konuştular. Seni hiç geremiyorum, dedi kız. Artık eskisi gibi de oynamıyorsun benimle. Biraz kızgınım sana.   Beklemiyor muydu, yoksa ne zaman bu konuşmanın geçeceğini  mi merak ediyordu bilemiyorum, ama tepkisi tepkisizlik oldu. İzlediği şey, her neyse ona kapılıp gitti.&lt;br /&gt;Tamam kızım, dedi bir süre sonra kurulduğu koltuktan kalkarken. Tamam. Hafta sonu gezmeye gideceğiz birlikte. Gülücükler döküldü yanağından minik kızımın. Oldu babacık, deyip yerdeki bebeğini aldı, oynamaya başladı.&lt;br /&gt;            Yemek yemeyecek misin? Dedim.&lt;br /&gt;            Ses çıkartmadı. Odadan çıkıp gitti. Sofrayı toplamaya başlayacaktım ki, kapıda belirdi. Kaşlarını çatarak öyle bir baktı ki, üzerime yürüyüp dövecek sandım, yapmadı. Derin bir iç çekip makamına kuruluverdi. Kumandayla kanal kanal gezmeye başladı. Eskiden bana çok kızardı bu yüzden. O makinenin içine düşeceksin yakında derdi. Şimdi, uzun süredir kendi aynı şekilde. Acaba o düşer mi makinenin içine? Düştüğü gibi çıkabilir mi, yoksa orada kalır mı sonsuza dek? Peki ben bu duruma memnun olur muyum? Bir yere tıkılıp kalması ve benim onu o çaresizliğiyle izlemem bana zevk verir mi?&lt;br /&gt; Gözlerim hâlâ üzerinde. Geçen gece gördüğüm şeyi unutamıyorum. Yataktaydık. Çok sık, yani eskisi kadar sık sevişmesek bile, aynı yatakta uyuyabiliyoruz. Yani ben onunla sevişmiyorum. O, canı ne zaman isterse, istediği kadar yapıyor bunu. Benim istemem yada istememem bir anlam ifade etmiyor. O istiyor ve alıyor. İstediği kadar alıyor. Sırtını dönüp yatması, bir erkeğin birlikte olduktan sonra yapmayı en çok sevdiği şey sanırım. En azından benim kocamın en çok sevdiği şey diyebilirim. Ama, işte keşke lekesiz bir vücutla yapsaydı bu defa bunu. Sırtında iki tane kusursuz yuvarlak morluk vardı çünkü; bir yere çarpmayla olabilecek morluklar değil de, kendini azgın ve acımazsız ve istediğim zaman sana acı çektirebilirim, işkence yapabilirim mesajını vermek isteyen, yada o kadar zevk aldım ki, kendimi tutamadım, kendimden geçtim ve sende bir iz bırakmak istedim, diye sonradan kendini  müdafaa ettirebilecek türden bir kadının(erkeğin?) yapabileceği morluklardı. Mesele haline getirmedim elbette. Ama içten içe de tedirgin oldum. Üzüldüm daha çok. Belki de alacağım cevabın hoşuma gitmeyeceğinden korktum. Bilemiyorum, neticede bunu sormadım ona.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112064140596757456?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112064140596757456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112064140596757456' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112064140596757456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112064140596757456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/07/ilk-tahminler-blm-3.html' title='İlk Tahminler Bölüm 3'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-112064166763997267</id><published>2005-07-02T02:20:00.000-07:00</published><updated>2005-07-06T02:21:07.640-07:00</updated><title type='text'>Seviyordum öldürdüm. I</title><content type='html'>Onu  çok sevdiğim için öldürdüm. Sevgimin büyüklüğü korkutmuştu beni. Doktorlar hastalık teşhisi koydular. Bir tür akıl hastalığı. Bir sürü şaşkın doktor bir araya geldi. Üzerimde testler yaptılar, sorular sordular, bir takım ilaçlar verdiler, bir süre hastanede yatırdılar, ve karar verdiler; hastaydım.&lt;br /&gt;                 Bu yüzden ceza da veremeyecekti, kanun adamları. Memnundum. Ben kötü bir şey yapmamıştım çünkü; ne olduysa sevgiden olmuştu. Sadece altı ay kaldım hastanede. Sonra serbest bıraktılar, arada bir kontrol edilecektim. Oysa hastanede kaldığım aylar boyunca hiç taşkınlık yapmamıştım. Sürekli sevgilimi, ona kavuşacağım günü hayal etmiştim. Hastane çıkışı beni karşılayacağını ve boynuma sıkıca sarılıp, aşkım seni çok özledim, diyeceği günü kuruyordum. Arada, iğne yapmaya gelen hemşirelerle şakalaşıyordum; bu gün ne kadar güzelsiniz hemşire hanım, beyaz da size çok yakışmış. Bir deli için fazlaca akıllı olduğumu söylüyordu hemşire hanım, kikirdeyip, benden daha keskin bir espri anlayışı olduğunu ispatlamak istercesine.&lt;br /&gt;                 Arada bir ziyaretime geliyordu annem ve kardeşlerim. Çikolata ve şekerleme eşliğinde. Hastaneden çıkar çıkmaz gideceğiz buralardan , diyordu annem. Gitmek istemiyorum, burada bir sevgilim var ve ben onu çok seviyorum. Çıkınca evleneceğiz, diyordum sürekli. Annem şaşkındı. Kardeşlerim endişeli. Burada kalırsak seni yaşatmayacaklar, diyordu büyük kardeşim. Saçmalıyorsun, diyordum.&lt;br /&gt;                 Dediğim gibi, onu çok sevdiğim için, ve sevdiğimi ispatlamak için öldürdüm. Ölürse, benden başka kimse ona dokumayacaktı. Ona kimse dokunmasın diye öldürdüm yani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-112064166763997267?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/112064166763997267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=112064166763997267' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112064166763997267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/112064166763997267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/07/seviyordum-ldrdm-i.html' title='Seviyordum öldürdüm. I'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-111867423178049734</id><published>2005-06-13T07:46:00.000-07:00</published><updated>2005-06-13T07:50:31.786-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Kim bilir, belki de sen haklıydın, artık uzatmayalım derken.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-111867423178049734?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/111867423178049734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=111867423178049734' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111867423178049734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111867423178049734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/06/kim-bilir-belki-de-sen-haklydn-artk.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-111962804194938769</id><published>2005-06-11T08:33:00.000-07:00</published><updated>2005-07-06T02:18:30.336-07:00</updated><title type='text'>Naz Bitti</title><content type='html'>Täglich.&lt;br /&gt;12 Ağustos&lt;br /&gt;Ruhsuz adamın tekisin aslında. Burada acı içerisinde kıvranıyorum, ama bırak dönüp bakmayı telefonla hatırımı bile sormuyorsun. Neden yapıyorsun bana bunu, hayatıma kastın mı var yoksa? Gözlerime bakabilsen, bir ulaşabilsem gözlerine aslında her şey o kadar kolay olacakki. Ama yapamazsın sen. Tamam, ben küçük, kalbi camdan olan bir kız olabilir, senin gerekçeni de anlayabilirim biraz zorlarsam ama anlamak istemiyorum. Artık ben hiç birşeyi anlamak istemiyorum. Anlaması gereken sensin çünkü.&lt;br /&gt;Akşam üstü elinde yine bir tomar kağıtla bizim evin önünden geçtin. Yine bakmadın bana. Madem bakmayacaksın neden geçiyorsun kapımın önünden? Evine varmak için dört ayrı yol var, onları kullansana. Ama yok, yapmazsın, bana acı çektirmek, beni düşündüğünü ama asla ümit vermeyeceğini, elimi bile tutmayacağını bilmemi istiyorsun. Duygusuz adamın birisin.&lt;br /&gt;Dün akşam yapılan ilk mahsül şarap gecesinde yanında bir kadın vardı. Kimdi o? İstanbul'dan arkadaşınmış. Okuldan mı? Gece de birlikte döndünüz eve, ne oldu sonra, kardeş kardeş uyudunuz mu, inanmam gerekiyor mu buna?&lt;br /&gt;Seni ne kadar istediğimi ve senin olmak için yanıp tutuştuğumu görmüyor musun? NAsıl görmezsin, bal gibi görüyorsun, biliyorsun herşeyi. Benimle oynamak hoşuna gidiyor. Habersizmiş gibi yapıyorsun, sanki hiç etrafında yokmuşum gibi. Geçen hafta bahçenin çitini onarırken seni izledim gizlice. Ellerin ne kadar büyük senin, kalem tutmak zor olmuyor mu onlarla, yoksa, ellerine uygun devasa kalemler mi var?&lt;br /&gt;Beni ne kadar üzdüğünün farkında mısın? Bunları okuduğun zaman, okuduktan sonra, ben artık istesen de ulaşamayacağın bir yerde olacağım, nasıl rahat edecek için? nsıl rahat uyuyacaksın yatağında? ne yapacaksın bensiz?&lt;br /&gt;Hadi, bak, zaman geçiyor. O gün çok uzaklarda değil, gideceğim sonsuzluklar ülkesinde senin gibi vefasızlar da yok. Hadi, gitmeden hiç olmazsa bir defa. Hadi, de ki, bana, naz bitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-111962804194938769?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/111962804194938769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=111962804194938769' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111962804194938769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111962804194938769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/06/naz-bitti.html' title='Naz Bitti'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-111926158876901138</id><published>2005-06-05T02:36:00.000-07:00</published><updated>2005-06-20T03:41:51.896-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Täglich.&lt;br /&gt;(Peri'nin ölümünden sonra bana vasiyet ettiği günlüğü. Günlüğü Almanca tutmuş, acele ve acemice çeviriyorum. )&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;I. Temmuz &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Onu ‘gece yarısı,’ diye anmak isterim. Gece kadar karamsar ve karanlıktı çünkü. Ama böyle anarsam kimse tanıyamaz. Olsun. Tanımasın. Bunun bir önemi yok. Yani olmayacak yada kalmayacak. Onu böyle anlatacağım, ve iyi anlatacağım. O iyi biriydi, diye başlayacağım. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İyi biriydi o.  Yokuş yukarı başladı hikayemiz. Bir gün soluksuz kalana kadar da devam etti. Net ifadelerden oldum olası kaçındı. Büyüdüğümü, aslında en hassas duyguları bile en az onun kadar iyi hissettiğimi bilemedi hiç bir zaman. Çok hareket etmezdi. Benim kadar hareketli ve canlı birine yakışmadığını düşünürdüm çoğu zaman. Haklıydı belki de, sorduğumda, sadece seni üzmemek ve zor durumda bırakmamak için böyle davranıyorum, derdi. Tüm sıkıntılarıma ve zaman zaman aşırı kaprislerime rağmen bir defa bile, ağsında kötü bir kelime duymasım onun.  Dediğim gibi o iyi biriydi, ve ben o iyi birini seviyordum.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-111926158876901138?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/111926158876901138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=111926158876901138' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111926158876901138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111926158876901138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/06/tglich.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-111709104856072143</id><published>2005-05-11T00:03:00.000-07:00</published><updated>2005-05-26T00:04:08.560-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>On yedi yaşındayım ve aklım başımda benim, demiştin. Bak seninle de anlaşalım baştan. Sen de bana çocuk gibi davranma sakın. Zaten etrafımda yeterince öyle davranan insan var. Gülmüştüm. Bu kez içimdeki paniği kendimden bile saklamaya çalışarak.   &lt;br /&gt;            Haklıydın da kendince üstelik.  Peki ben kimin için ne ifade ediyordum? Sonradan gece boyu kafamda dönüp durmuştu bu. Başarısızlık ve umutsuzluğun ardından bir de sahipsizlik duygusu girmişti böylece hayatıma, düşüncelerime. İfadesizlik duygusu daha çok. Kimin neden aklına geliyordum? Birinin aklına gelebilmek yada aklından çıkmamak için lazım olan şey neydi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-111709104856072143?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/111709104856072143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=111709104856072143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111709104856072143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111709104856072143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/05/on-yedi-yandaym-ve-aklm-bamda-benim.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-111709098076913233</id><published>2005-05-10T00:02:00.000-07:00</published><updated>2005-05-26T00:03:00.770-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bir ara bilgisayarı açmıştım. Gecenin lanetinden kurtulabilmek, en azından biraz uzaklaşabilmek için. Yeni bir hikayeye mi başlayacaktım, yoksa temize mi geçecektim defterimdekileri tam anımsamıyorum şimdi. O kafayla. Sonra geceye merhabayla sen dahil olmuştun. Sıkıntı, düşüncelerden  kendimden geçmek üzereyken. Onca şarabın sarhoş edemediği, dünyanın en başarısız ve yeteneksiz, talihsiz yazarına merhaba demiştin. O zamanlar bunların hiç birinden haberin yoktu. Merhaba, diye cevaplamıştım mesajını. Sonra uzunca bir süre yazışamamıştık. Neden sonra yine sen karşılık vermiştin. Yoksay kendini bak var olmak ne hoş, demiştin. Fuzulî’ydi sanıyorum. Neden kendini yoksayman gerektiğini sormuştum. Var olsam kimin ne işine yarıyorki varlığım, demiştin. Kimin umurundayım?           Gülmüştüm. Alay edercesine değil. Belki ben de benzer duygular içindeydim. Saklıyordum belki. Zaten pek çok şeyi saklamamış mıydım hayatımda, bastırmamış mıydım içimden pek çok geçen şeyi? Çocuklar gibi konuşuyorsun, demiştim. &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-111709098076913233?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/111709098076913233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=111709098076913233' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111709098076913233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111709098076913233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/05/bir-ara-bilgisayar-amtm.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-111709092052552498</id><published>2005-05-09T23:59:00.000-07:00</published><updated>2005-05-26T00:02:00.530-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Gece ağır. Gece sessiz. Gece çok düşünceli. Ama benim hakkımda değil, başkasının hakkında da değil. Kendi hakkında. Onu bilmeyen ona yaklaşmamalı. O, bir kuduz. Saldırgan. Herşeyi kendisi için istiyor, ve herşeyi birden istiyor. Tehlikeli. İşini de biliyor üstelik. Kederi ve umutsuzluğu oya gibi işliyor insanın içine. Onunla başa çıkamayacak kadar temiz ve acemi olanlar uzak durmalı. Ama ben değil, en azından bu gece değil. Artık erkek gibi davranmalıydım. Yeri gelince sert ve yırtıcı ve açık sözlü olmayı bilmeliydim. Senin dediğin gibi, erkek dediğin güçlü olmalıydı. Olabilecek miydim bilmiyorum. Oldum mu anlamadım. Sen anlayabilmişmiydin?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-111709092052552498?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/111709092052552498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=111709092052552498' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111709092052552498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111709092052552498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/05/gece-ar.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-111692021306376143</id><published>2005-05-08T00:17:00.000-07:00</published><updated>2005-05-26T00:05:50.466-07:00</updated><title type='text'>Ruhu Siyah</title><content type='html'>Güzel günlerdi. Nasıl başlamıştı tam olarak hatırlamıyorum şimdi. Yazbaşıydı. Yazdığım romanı yayınevlerine kabul ettirmeye çalışıyordum. Gün boyu kapı kapı dolaşmaktan yorgun düşmüştüm, limonlu bahçede almıştım soluğu. Bir elimde dosyalar, diğerinde simit. Limonata ısmarlamıştım, ardından ikinci bardağı. İyi gelmişti, ferahlamıştım. Sen orada mıydın? İzliyormuydun beni? Hep izlemişmiydin? Hepsini mi? Herşeyi mi? O günde tıpkı bir önceki gün ve ondan önceki günlerde olduğu gibi bir netice alamamıştım görüşmelerden. Bol nasihatlı, bol telkinli, bence şöyle yapın, siz iyisi mi bunu yazın, cevaplarıyla evime dönmüştüm. Kırmızı şaraba teslim etmştim kendimi. Ne olursa olsundu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-111692021306376143?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/111692021306376143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=111692021306376143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111692021306376143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/111692021306376143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2005/05/ruhu-siyah.html' title='Ruhu Siyah'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-109237733696001386</id><published>2004-08-12T23:07:00.000-07:00</published><updated>2004-08-12T23:08:56.960-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Akşam akşam canım sıkılmıştı. Her şey tamam da, kızkardeşim gibi evini kocasını herşeyin üzerinde tutan bir kadına bu yapılmazdı. Onun evini hiçbir zaman kirli göremezdiniz. Çocuklara öyle bir bakar, öyle bir ilgilenirdi ki, herkes işte örnek anne;anne dediğin böyle olur diye ,onu gösterirdi. Herkes takdir ederdi onu,ama demek ki kocası olacak hergele için iyi ev kadını olmak, iyi anne olmak ,güzel yemek yapmak yeterli değil ki, karısını aldatıyor. Öte yandan aralarında çok büyük bir anlaşmazlık, çözülemeyecek bir problem de olmamıştı bu zamana kadar. Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Evliliklerine en başta karşı çıkan babam da dahil, hepimiz birbirlerine aşık olduklarını düşünmüştük. Hatta önceleri Kamuran’ı hazzetmeyen babam kardeşimi karşısına alıp, o herifin hiçbir huyunu sevmiyorum ,ama ne yazık ki sen ona o da sana aşıksınız, onun için evlenmenize karşı çıkmayacağım ,demişti. E, tabii babam gibi çok sık aşık olan, aşkı iyi bildiğini düşünen bir adam için aşk olduğu zaman akan suların durması çok doğaldı. Rahmetli, yerli Kazanova. Hayvan eniştemin  kardeşimi çok üzdüğü gibi, o da annemi çok üzmüştü zamanında.&lt;br /&gt;O moral bozukluğuyla annemle vedalaştım. Tek istediğim o gece kör kütük sarhoş olup o herife gününü göstermekti. Arabaya binmemle, o çok bildik tok çarpışma sesini duymam bir oldu. Ne olduğunu , nasıl olduğunu hiç anlamadım. Arabadan inip sağa sola bakınca , arkadaki arabaya vurduğumu, benim arabanın arka tamponuyla , diğer arabanın ön panelini ve farlarını  aşağıya indirdiğimi gördüm. Bir müddet etrafta arabanın sahibini arayıpta bulamayınca, kartımın arkasına küçük bir özür notu yazıp silecekle camın arasına sıkıştırdım. Benim arabanın  sağ  stop lamnasından başka hasar gören bir tarafı yoktu.Tam bunlar olduğu sırada cep telefonum çaldı, açtım.&lt;br /&gt;“Selam hayatım,nasılsın? Müsait miydin? Reyhan, ben“&lt;br /&gt;Telefondaki oydu,sesinden tanımıştım ve nihayet adını da öğrenmiştim. Gerçi telefon numarası yazdığı olduğu karta mantık gereği ismini de yazmış olmalıydı, ama dikkat edip bakmamıştım bile. Kartı aldığım gibi gömleğimin yaka cebine sokuşturuvermiştim. Eve gidip üzerimdekileri değiştirince, kart da öteki gömleğin cebinde kalmıştı.&lt;br /&gt;“Merhaba”,dedim. Sinirli olduğum belliydi. “Müsaitim ,söyle”&lt;br /&gt;“Şey diyecektim... eğer işin yoksa, güzel bir film oynuyor sinemaya gidelim. Gider miyiz?&lt;br /&gt;Bir an durakladım. Ağzıma geleni söylemek istedim. Benim gibi siniri tepesinde olan bir adama , sinemaya gidelim şeklinde  bir teklif  o adamı daha çok sinirlendirmekten, hatta kudurtmaktan başka ne işe yarayabilir ki? Bir anlık duraklamanın ardından , filmin ismini,  konusunu, oyuncularını sordum. Kadının bir suçu yoktu. Beni  sinirlendiren de o değildi. Öte yandan on yıldır sinemaya gitmeyen biri için sinema  ilginç ve hatta zevkli bile olabilirdi. Fransız yapımı bir aşk filmiymiş, ismi; Bayanlar ve Baylar. Başrol ,oyuncularını hatırlamıyormuş.&lt;br /&gt;“Olur,”dedim. “ Dideriz. Saat kaç gibi alayım seni?”&lt;br /&gt;“Dokuz buçuk gibi bende olursan, bir saat sonraki suareye yetişiriz,belki vakitmiz olursa bir şeyler içeriz. Ha, bu arada, sen yemek yedin mi?” &lt;br /&gt;Unutmuştum. Kamuran pezevengine kafayı taktığımdan, huzur evi müdiresi menapoz Sevda Hanımla yıllık artışı konuşmayı,mutluluğu annemin dünyasına sunan bakıcı kıza kartımı bırakıp teşekkür etmeyi, annemin yaşadığı çevreyi ışıldatmakla görevli temizlikçilere ele avuca gelir bahşişler vermeyi, yemek yemeği hepsini unutmuştum.&lt;br /&gt; “Hayır,”dedim.”Senin hazırladığın kahvaltıyla duruyorum,yemeğe fırsatım olmadı.”&lt;br /&gt;“O zaman hemen bana gel. Ben de bir şey yemedim. Birlikte yeriz.”&lt;br /&gt;Bu cazip bir teklif değildi,ama yine de gidecektim. Bu kadının gerçek anlamda benden ne istrediğini, neden beni seçtiğini bilmek istiyordum. Dün akşamı, geceyi, bu sabahı varsa kafasının içindeki olanlarını öğrenmek istiyorudum. Ve bunun çok acil olmasını istiyordum.&lt;br /&gt;Yol boyunca bu ve benzeri pek çok soru dönüp durmuştu kafamın içinde. Belki de hayatım boyunca hiçbir kadından böyle ilgi ve alaka görmemiş olmamdan dolayı bünyem kaldırmamıştı yada ailemin içinde, özellikle babamdan kalma, kardeşimin başına da gelen  aldatma-aldatılma  gibi korkular yüzünden olabilirdi. Gerçi toplumumuzun genel kanaatine göre erkek hep kârlı çıkan taraftı. Ailemin içinde yaşanan örneklerde de görüldüğü üzere gerçekten de erkek tarafı kârlı gibi  görünüyordu. Erkekler günlerini gün ediyor, birlikte oldukları kadınlardan sıkılınca da evlerine dönebiliyorlardı, çoğunlukla. Sanırım pek az kadın hele de çoluk-çocuk sahibiyse boşanmak gibi yola baş vuruyordu. Pek çoğu bir şans daha veriyor, bundan cesaret alan erkeklerse nasılsa hep son bir şans vardır diye düşünüyorlardı. Gelgelelim söz konusu iki kadından biri olan annemin hâlâ o günleri düşünüp üzüldüğünü biliyordum. Kızkardeşimin de şu anda  ne kadar üzgün ve mutsuz olduğunu tahmin edebiliyordum.       &lt;br /&gt;“Hazırlık yapma istersen, dışarıda yeriz. On beş- yirmi dakika sonra gelip seni alayım”&lt;br /&gt;“Tamam,dedi”Mutlu olmuştu. Mutluluğunun sebebi yemek konusundaki beceriksizliği mi yoksa dışarıda yemenin hoşluğu muydu bilmiyorum,ama bu kadar  sorunun içinde bir de bunu kafama takmamam gerektiğini düşünerek, Reyhan’ın kapısının önünde beklemeye başladım. Yaklaşık on dakikalık beklemenin ardından tüm endamı, güzelliği,  üzerine oturan siyah saten elbisesi, siyah süet sivri burun ayakkabıları, şık taşlarla süslenmiş çantası, dağınık topuz yapılmış saçı ve kusursuz makyajıyla, ben buradayım gözlerin güzel kadın görsün mesajını da vererek, geldi. O an sevdiğim bütün film aktrislerini aklımdan geçirdim. Hepsine benziyordu. Sanki hepsinden bir parça almış gibiydi. Şaşkınlıktan yuttuğum dilimi midemden çıkartmaya çalışarak, akan salyamı silerek, yerinden fırlayıp gözlerine kilitlenen gözlerimin yerlerine dönmelerini isteyerek, normal ritminden çok daha hızlı atan kalbime söz geçirmeye, sakinleştirmeye uğraşarak arabadan dışarı çıktım. Temiz hava bir kez daha işe yaradı; beynime kan gitti; kafam çalışmaya başladı. Demek ki arabanın içindeyken kan beynimden başka bir yere gidiyormuş. Bazen olur bu. Kan beyninden başka yerlerine gider insanların. Eğer benim gördüğüm şeye benzer birşey görmüşseniz  kan ancak cinsel organınıza doğru yol alır, zaten o an gidecek başka bir yeri de yoktur.&lt;br /&gt;Yalnız Reyhan’ın yanındaki Pigme insanını çıkartamadım. Bunlar çok uzun zaman evvel tedavülden kalkmamış mıydı?&lt;br /&gt;Yanına gidip, ellerini tuttum. O an çok şey söylemek istedim . Söyledim de, ama içimden. Dilim tutulmuştu; istediğim sözcükleri seçemeyeceğim için , istediğim gibi cümleleri kuramayacğımı anlamam uzun sürmedi. Pigme’yle hafif gülümseyerek, başımı hafifçe öne doğru eğerek selamlaştım. ‘Merıbağğ’, şeklinde aldığım yanıtın ardından, arabaya buyurmalarını söyledim. Ne söyleyeceğimi, nereden başlayacağımı bilemeden bir müddet hareketsiz kaldım. Reyhan bu arada hararetli hararetli, arkada oturan Pigme’ye  bir şeyler anlatmaya başladı. Meseleyi tam olarak kavrayamasam da  genel hatlarını anlamıştım. Reyhan döndü, gözlerime baktı. Sonra yana dönüp, hem arkayı hem de beni görebilecek bir pozisyon aldı.&lt;br /&gt;“Tayfun’cuğum,”dedi. “Bu en yakın arkadaşım Filiz. Fakülteden beri birlikteyiz, arada iki yıl ayrı kaldık ,ben İzmir’e gitmek zorundaydım. Bu süre zarfında Filiz burada , evde kaldı. Sonra geri döndüm”&lt;br /&gt;Dikiz aynasında Pigme’yi,pardon Filiz’i aradım , epey uğraştıktan sonra görebildim. Bazen kullanmak zorunda kaldığım zoraki gülümsememi bir kez daha uyguladım. Reyhan Filiz’i bırakıp tekrar bana döndü.&lt;br /&gt;“Hayatım , Filiz erkek arkadaşıyla buluşacak. Onu Zincirlikuyu civarında bir yere bırakabilir miyiz acaba?”&lt;br /&gt;“Tabii,hatta isterse yani gideceği başka bir yer varsa oraya da bırakabiliriz”&lt;br /&gt;“Yo yo,” diyerek araya girdi Filiz.” Orası için sözleşmiştik. Zincirlikuyu’ya bırakman yeterli,ama inceliğin için teşekkür ederim Tayfun”&lt;br /&gt;Darpanenin önünden Barbaros Bulvarı’na  döndük. İlk kavşaktan karşı yöne geçip, Zincirlikuyu’da Filiz’i iyi eğlenceler dileklerimizle uğurladık. Sonunda  Reyhan’la başbaşa kalabilmiştik. Yola mı bakayım, ona mı bakayım şaşırmıştım. Aslında yol umurumda bile değildi. Bütün gece ona bakabilirdim, ama muhtemelen son bakışım olurdu. Çünkü ona bakayım derken az daha öndeki arabaya , hem de bu sefer arkadan çarpıyordum. Gerçi çok iyi araba kullanamadığımı biliyordum,şimdiyse hem Reyhan’a bakıp  hem de araba kullanmamın olanaksız olduğunu anlamıştım. Bunu o da anlamış olacak ki, beni ikaz etti.&lt;br /&gt;“Canım, istesen yolla ilgilen. Bilemiyorum ,ama ölü ben senin çok işine yaramayabilir”&lt;br /&gt;“Haklısın,ama o kadar güzelsin ki gözlerimi senden alamıyorum.&lt;br /&gt;Hafifçe kızardı. Yine hoşuna gidecek bir şey duymuştu benden. Yol boyunca ‘teşekkür ederim’den başka hemen hemen hiçbir şey söylemedi. Bir ara Filiz’i ve erkek  arkadaşını anlatmaya başladı,ama baktı ki ciddi ciddi arabanın kontrolünü kaybediyorum,vazgeçti.&lt;br /&gt;Zaman zaman akşamları , bazen de gündüz yemek yediğim Nis Restoranta rezervasyon gerekirdi. Bu akşam için , böyle uzun uzadıya yemek yiyeceğimizi tahmin etmediğimden, ve retoranın munarası telefonumda yada aklımda kayıtlı olmadığından yer ayırtamayacaktım. Ama Nis’in müdürü ve kapıdaki elemanların hepsi beni tanır, gerekli ilgi ve alakayı gösterirlerdi nasılsa. Nitekim tahmin ettiğim gibi de oldu. Müdür Aybars Bey bize iki kişilik bir masa ayarladı. Kapıdaki çocuklar da arabamı sağlam bir yere park edeceklerine dair beni temin ettiler. Reyhan’ı o kadar şık ve alımlı gördükten sonra ibre yükselten moralim, restoranda da problem çıkmadığını görünce en yüksek sınıra ulaştı. Masadaki yerimizi alınca, yemek öncesi adet gereği bir şeyler içmemiz gerekirdi. Beyaz şarap romantik geçeceği çok belli olan gecemizin başlangıç içkisi oldu. Yine adet gereği tadına bakması ve ‘içilebilir’ onayı vermesi için hanım efendiye  ikram edilen ilk şarap, ağızda bir keç kez döndürülüp, orada biraz  bekletildikten  ,ardından yudumlandıktan ve onaylandıktan sonra,  mutluluk içinde servis yapılması için içeri gitti. Az sonra servis masasında, bu kez şef garsonun usta elleriyle önümüzdeki bardaklarımızdaydı. Sevimli garsonumuzun balık önerisini geri çevirmedik. Kalamarı, mevsim salatasını, ayva tatlısını da. O gece garsonumuzun bir tek taviyesini geri çevirdik;balık çorbası, ikimizin de ilgisini çekmemişti;biz işkembeciydik.Varsa içerdik. Yoksa içilecek bir yerimiz vardı,oraya giderdik. Aslında Nis balık yemek için uygun bir restoran değildi. Balığın esas yeri Boğaz’daki lokantalardı. Şöyle  Boğaz’a karşı lüfer yada palamut yada kalkan veya çupura iyi bir tercih olabilirdi. Yanına rakı ve roka salatası, belki midye dolması. Nis daha çok tencere yemekleri, İtalyan, Fransız mutfaklarının en lezzetli ürünlerini bulabileceğiniz bir yerdi. Bu  ikimizin de tercihi değildi. Balık fikri ilk baştan beri cazip gelmişti o gece.&lt;br /&gt;Yemek boyunca o doyumsuz güzelliğe kapılıp, gittim.  Ta ki yan masadaki çift biraz bitmiş evliliklerini kurtarmaya, onun tek güzel getirisi olan çocukları paylaşmaya  yönelik hararetli konuşmalar yapmaya başlayıncaya dek. Genç kadın yanındaki adama çocukları hakkında birşeyler anlatıyordu. Sanırım mahkeme çocukların velayetini adama vermişti; yüksek bir ihtimalle de adam kadının yasal hakkını çiğniyordu;kadının çocuklarını görmesine müsaade etmiyordu. Kadın da adamı çocuklarını ondan uzaklaştırmaması için bazen sitemkar, bazen agresif , bazen de tehtidkar konuşmalarla vazgeçirmeye çalışıyordu. Adamın umurunda bile değildi oysa. O sanki karşısında konuşan kimse yokmuş gibi kadına aldırış etmeden , önüne gelen yemekleri büyük bir iştahla midesine indiriyor, arada bir sesini yükseltip insanların huzurunu bozmaması için ikazda bulunuyordu. Reyhan bu konuşmaları baştan sona ilgiyle takip etti.Adamı haksız bulmuştu;hiç kimsenin çocukları annelerinden ayırmaya hakkı yoktu. Adamın ilgisiz tavırlarına bir ara o kadar sinirlendi ki, kalkıp adama iki tokat atacak diye korktum,kalkmadı. Biraz sonra garson masalardan şikayet etmiş olacaklar ki, onları uyardı. Bunun üzerine de kalkıp gittiler zaten.&lt;br /&gt;Gece boyunca ne adamdan, ne kadından, ne de aralarında paylaşamadıkları şeyden hiç söz etmedik. Aslına bakarsanız pek konuşmadık da. Ben yine hayrandım. Ben onun hem güzelliğine hayrandım hem de benimle bu kadar ilgili oluşuna.&lt;br /&gt;Sanırım Reyhan da hayranlığıma şaşırmıştı. Gecenin ilerleyen vakitlerine doğru, gözlerimi gözlerinden alabildiğim zamanlar da gitmeyi planladığımız ,ama gidemediğimiz filmden söz etmeyi düşündüm,ama asla izin vermedi. Sanki kelimeler değil de, bakışlar kursun istiyordu aramızdaki bu şeyi. Ama baktım ki gözlerini her kaçırışında içim burkuluyor.Baktım ki heyecanlanmaya başlıyorum ve baktım ki bu iş çığırından çıkıyor. Biraz dışarıda dolaşmayı teklif ettim. Açılırız,bu romantik atmosfer dağılır düşüncesiyle. Kabul etti; deniz kenarına gidecektik.&lt;br /&gt;Hesabı öderken garsonlara bahşiş bırakmayı ihmal etmedim. Müdür Beye sevgi ve saygılarımı iletmelerini, teşekkürlerimi bildirmelerini rica ettim. Ben hesabı öderken artık nasıl yaptılar, ne şekilde haberleştilerse dışarıdaki elemanlar da arabamı kapının önüne getirmişlerdi. Restorandan çıktığımız anda karşımda ilk gördüğüm şey arabam olunca, bir miktar memnun oldum haliyle,çünkü bu tip yerlerden çıkarken en büyük sorun arabayı beklemektir. Arabayı beklerken , hiç tanımadığınız insanlarla muhabbet etmek zorunda kalırsınız. Hepiniz  aynı şeyi bekliyorsunuzdur. Hepiniz  o an aynı ortak kaderi paylaşırsınız. Üstelik tanıdığımdan beri herhengi bir şaşkınlık ifadesine rastlamadığım Reyhan da şaşırmıştı bu duruma. Hoşnutluğumuzun ifadesi olarak bir miktar Türk Lirası takdim ettik. Reyhan ayrıca teşekkür de etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaköy sahilinden sanırım Bebek civarına kadar yürüdük. Reyhan yol boyunca hemen hemen hiç konuşmadı. Benim konuşmalarımı da dinlediğini hiç sanmıyorum. Ne zaman ağzımı açıp bir şey söylemeye kalktıysam hep aynı takdiği uyguladı. Gözlerime baktı sadece ve beni susturdu. Konuşmayı başarabildiğim zamanlarda tek söyleyebildiğim, film için üzgün olduğumdu. Reyhan filmde değildi. Belki hiç olmamıştı.Bir akşam yemeğinin bu kadar güzel geçeceğini tahmin etmemişti belki de. Ama mahzunlaşmıştı. Önceki tatlı gülüşü, konuşkamnlığı da yokulmuştu birden bire. Onun birden bire mahzunlaşmasına, gözlerini ve hayallerini alıp, uzaklara gitmesine bir anlam veremedim. Defalarca sordum ama cevap vermedi. Benim yanımda huzur bulduğunu, bana güvendiğini söyledi yalnızca. Israrcı olmamaya çalıştım, ama merak da ediyordum.&lt;br /&gt;Sonunda evinin kapısına vardığımızda  gece hayli ilerlemişti. Reyhan’ın ,birer kahve içelim teklifini geri çevirdim. Bozulur gibi oldu,ama yarın sabah erken kalkacağım deyince, yanağıma tatlı bir öpücük kondurdu. İyi geceler diledikten sonra , arabama gidene kadar gözlerini benden ayırmadı, tabii ben de ondan.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-109237733696001386?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/109237733696001386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=109237733696001386' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/109237733696001386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/109237733696001386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/08/akam-akam-canm-sklmt.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-109177107795013706</id><published>2004-08-05T22:44:00.000-07:00</published><updated>2004-08-08T23:31:24.630-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sevgi Bakım Evi’ne varmam saat altıyı bulmuştu. Annem her zamanki gibi bahçedeki banka oturmuş beni bekliyordu. Geldiğimi görmedi,yanına oturdum. Elini yanaklarını çok çok öptüm;halini hatırını,burada ona iyi bakıp bakmadıklarını sordum;herşeyin yolunda olduğunu bilmek istedim.&lt;br /&gt;“İyiyim yavrum,”dedi. “Bir sıkıntım yok çok şükür. Burada her şeyimle ilgileniyorlar. Çok tatlı bir bakıcı kız işe başladı bu hafta.Görsen öyle tatlı ,öyle sevimli ki benimle annesi gibi ilgileniyor”&lt;br /&gt;“Çok sağolsun,”dedim .”Çıkarken uğrar,çok teşekkür eder,gerekli nakiti kendisine takdim ederim”&lt;br /&gt;“Sakın haa,öyle biri değil;o kadar kırılgan ,o kadar temiz bir kız ki bu onu üzebilir. Ayrıca ben dolaylı yoldan teklif ettim,kabul etmedi”&lt;br /&gt;Böylece yüklüce bir miktar para cebimde kalıyordu. Gerçi annem için bütün paramı harcayabilirdim,ama o lüksü seven,gözü yükseklerde olan bir kadın asla olmadı. Her zaman aza kanaat etti. Babamın bütün götlüklerine tahammül gösterdi. Karşılığında asla sevgi ,saygı görmedi.Hep aldatıldı.Hep affetti.Defalarca babamın açığını yakaladı, hiç birini yüzüne vurmadı. Kardeşlerim ve ben büyüp bazı şeyleri anlayacak,farkına varacak,değerlendirebilecek çağa ulaştığımda, babamıza bırakın bir saygızılık yapmayı , hakkında kötü düşünmemize bile izin vermedi. Bu meseleler hep yatak odalarında,hep kendi aralarında konuşuldu. Annem hiçbir zaman karışmamıza,müdahale etmemize izin vermedi.&lt;br /&gt;“Peki,”dedim. “En azından bir teşekkür edeyim,kartımı filan vereyim belki lazım olur”&lt;br /&gt;Aslında geçmişte çektiği sıkıntıları unutamadığı için hep kederli göründüğünü düşündüğüm annem,o gün bir başka üzgün gibiydi. Ters bir şeyler olduğunu anlamıştım hemen,ama annemin her zamanki gibi anlatmamayı tercih edeceğini düşünüyordum ki ,konuşmaya başladı:&lt;br /&gt;“Kardeşlerinle görüşüyor musun?”&lt;br /&gt;“E,evet. Arada bir. Telefonda,müsait oldukça konuşuyoruz”&lt;br /&gt;“Geçen gün Hülya geldi. Kamuran efendi yine saçmalamaya başlamış. Eve gitmediği geceler oluyormuş. Çocuklar uzun zamandır babalarını görmüyorlarmış. Hülya başka bir kadın var diyor”&lt;br /&gt;“Yapma ya!Vay şerefsiz. Demek başka biri var. Sorarım ben ona”&lt;br /&gt;“Hayır. Karışmayacaksın.Aile içinde böyle şeyler olabilir,onlar karı koca konuşup aralarında hallederler.Zaten ben Hülya’yayla gerekli her şeyi konuştum.Sana da git adamla kavga et diye değil,kardeşinle konuş ,onu teselli et diye anlattım. Bu aralar dertleşmeye ihtiyacı vardır.Ara halini hatırını sor. ”&lt;br /&gt;Anneme belli etmemeye çalıştım ,ama uzaktan bakanlar bile ne kadar gerildiğimi,sinirlendiğimi anlamışlardı.Kaldı ki beni karnında taşımış, her huyumu bilen annemden de uzun süre herhangi birşeyi saklamak mümkün olamazdı.Yine de belli etmemeye çalışarak,üzülmemesini herşeyin yoluna gireceğini söyledim.&lt;br /&gt;Kamuran’ı eskiden de sevmezdim. Onun da babam gibi yemediği halt kalmamıştı.Yaptığı dengesizlikler yüzünden çok iyi kazandığı işini kaybetmiş,sonra eski bir arkaşının şirketinde muhasebe şefi olarak çalışmaya başlamıştı. Babamın ani kalp krizi geçirip ölmesinin ardından ,eminim büyük kardeşim Hülya’nın zoruyla bir müddet annem onların evinde kalmıştı. Bu çok uzun sürmedi tabii. Bu adama katlanmak insan üstü bir sabır gerektirirdi. Gerçi bu sabır gerektiren hareketler anneme karşı yapıldığında kimsenin tahmin edemeyeceği kadar anlayışla karşılanırdı,ama bizlerden birine yapıldığında annemi durdurmak pek kolay olmazdı.Öte yandan İngiltere’de yaşayan küçük kardeşim Ayla’ya da zararı dokunmuştu bu itin. İşi bozulduğu zaman ondan yüklüce borç para almıştı,işimi kurtaracağım bahanesiyle.Sonradan öğrendik ki parayı gerçekten borçlarını kapatmak için kullanmıştı,ama işyerinin batmasıyla ilgili olanları değil;kumar borçlarını kapatmak için...Karaktersiz herif. Benden aldığı paralarıysa hiç saymıyorum bile. Kaç defa para verdim ona hatırlamıyorum. Hep kardeşimin ve yeğenlerin hatrına,onlar üzülmesin,parasızlık yüzünden huzurları bozulmasın diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirlerime hakim olamaya çalışarak anneme her pazar günü yaptığım teklifi yineledim;isterse tekrar benim yanıma dönebileceğini,benimle yaşayabileceğini söyledim. Bana asla yük olmadığını,olmayacağını bilmesini istedim. İsterse ona istediği yerde bir ev tutarabilir;yanına bir yardımcı bulurdum.Kabul etmedi tabii. O orada ,o şekilde iyi ve mutluydu. Fazlasına gerek yoktu. Elini uzattı,öptüm. Karşılığında zar zor ayağa kalkarak ,biraz beni eğerek alnıma sıcak bir anne öpücüğü aldım.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-109177107795013706?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/109177107795013706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=109177107795013706' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/109177107795013706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/109177107795013706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/08/sevgi-bakm-evine-varmam-saat-alty.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-109177095365610738</id><published>2004-08-05T22:41:00.000-07:00</published><updated>2004-08-10T06:06:56.750-07:00</updated><title type='text'>II</title><content type='html'>Apartımanın kapıcısı Recep efendi herzamanki hürmetkarlığıyla kapıyı açtı,iyi günler diledi,bir ihtiyacım olup olmadığını sordu.Teşekkür edip,eve girdim. Televizyon koltuğuna oturup televizyonu açtım.Haberleri izleyebileceğim bir kanal aradım, bulamadım.Televizyonu kapatıp,yatak odasına geçtim.Gardrobumdan Pierre Garden laci takımımı çıkarttım.Beyaz gömleklerimden bir tanesini,pembe kravatımı takımın içine uygun buldum.Tagg saat,Mont Blanc kalemler, Matraş kemerden oluşan aksesuar işini hallettikten ,saçlarımı jöleleyip,bir şişe Kiplig’in üçte birini üzerime boşalttıktan sonra ,aynada kendime baktım.&lt;br /&gt;Bilmeniz gerekmiyor,ama bilmenizde bir sakınca da yok.Aslında ben yakışıklı biriyim.Bunu ben değil,tanıdığım herkes söylüyor.Uzun boylu,renkli gözlü,geniş omuzlu,zengin,cool,iyi eğitimli bir erkek olmam, hemen bütün kadınların hemfikir oldukları ‘evlenilecek erkek böyle olur’ tanımına uyduğunu da belirtmeliyim.Böylece şimdilik herhangi bir kötü niyeti olup olmadığını bilemediğimiz bu kadının da neden beni tercih ettiğini anlamış oldunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki cadde aşağıdaki Mooncar oto yıkamaya arabamı bıraktım. Arabamın temizlenmesi zaman alacağı için, vaktim olduğunu düşünerek House Cafe’de kahve içebilecektim. Büyük Maçka otelinin köşesinden kıvrılıp, Abdi İpekçi’ye çıktım. Vali konağında trafik yine karışık,Atiye sokağın sakinleri yine sırada. Sanırım dünyanın pek az yerinde bir kafenin önünde insanlar sırada bekler. Bekleyenleri ite-kaka ilerleyip ,sonunda kapıya ulaştığımda, tanımadığım gençten bir delikanlı yolumu kesti, egale etmeye çalıştığım sırada, eliyle omuzumdan tuttu,hafif kibarca içeri girişimi engellemeye çalıştı.&lt;br /&gt;“Affedersiniz beyefendi,biraz beklemeniz gerekecek.”&lt;br /&gt;“Yok ya!Kim demiş? Bekleyemem,bir kahve içip çıkacağım.”&lt;br /&gt;“Beyefendi sıraya girmeniz gerekiyor.”&lt;br /&gt;“Bana Rafet beyi çağırın”&lt;br /&gt;Delikenlı geriledi.Omuzumdan elini çekti. Gözlerini kaçırmaya çalıştı. Yakaladım,kaçırmasına izin vermedim. Bir süre sustu. Rafet beyi nereden tanıyorsunuz ?diye bir soru bekledim sormadı. Delikanlının bir anlık şaşkınlığını fırsat bilerek,cep telefonuma hamle yaptım. Rafet efendiden bir zahmet kapıya gelmesini,beni içeri sokmamakta direnen delikanlıya herkese delikanlılık yapılamayacağını hatırlatmasını rica ettim. Onbeş saniye sonra Rafet geldi. Arkadaşımızı güzelce fırçaladı, ve finalde ekledi;Tayfun beyi dedi,asla bekletmeyeceksin. Delikenlıyla şimdilik işini bitiren Rafet, bana döndü. Sanki uzun süre görüşmemişiz gibi, sıkıca sarıldı.&lt;br /&gt;”Tayfun’cuğum,dedi.”Kusura bakma,arkadaş bu işlerde çok yeni.Bir daha tekrarlanmaz.”&lt;br /&gt;“Mühim değil,”dedim.”Ama arkadaşımızın mekanına girerken de kuyrukta bekleyeceksek işimiz var”&lt;br /&gt;“Haklısın,”dedi.”Bu arada içeride kimlerin olduğuna inanamayacaksın”&lt;br /&gt;“Kimler var?Merak ettim şimdi”&lt;br /&gt;“İçeri girelim de kendin gör.Çok şaşıracaksın”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rafet fakülteden arkadaşımdı. Muhteşem bir dört yıl geçirmiştik onunla. Yemediğimiz halt ,yapmadığımız piçlik kalmamıştı,o zamanlar. Tatillerimiz bile birlikte geçerdi. Pakistan’dan Çin’ kadar gitmediğimiz yer kalmamıştı. Fakülteden sonra ben master için Almanya’ya gitmiştim. Rafet burada kalıp iş hayatına atılmıştı. Fakültenin bitiminden kısa süre sonra babası öldüğü için, Emirgan’daki çay bahçesi Rafet’in üzerine kalmıştı. Master boyunca onunla hemen hemen hiç görüşememiştik. Ben döndüğümde,Rafet fakülteden arkadaşımız Arzu’yla evlenmek üzereydi. Onların evliliğiyle birlikte son yıllarda sekteye uğrayan dotluğumuz neredeyse noktalanmıştı. Yıllar içinde iş-güç, hayat gailesi derken, hiç görüşemeaz olmuştuk. Sonra bir gün fakülteden ortak bir arkadaştan,onun Teşvikiye’de kafe-bar açtığını öğrenmiştim. Bir gece sürpriz yapıp çıkmıştım karşısına. Sonra arada bir sıkıldığımda, boşluklarda soluğu onun yanında alır olmuştum. Kim bilir belki eski günleri özlediğimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçeri girdiğimizde beni önceden tanıyan garsonlarla selamlaştım.Rafet’e tuvalete gidip hemen geleceğimi söyledim. Henüz içeride kimlerin olduğunu göremiyordum.Görünce gözlerime inanamayacağım muhtemelen ortak tanıdıklarımız ,gözününde olmayan ağır misafirlerin,meşhurların tercih ettikleri masalarda olmalıydılar. Tuvaletten çıkarken kapıdaki delikanlıyla neredeyse çarpışıyorduk. Tekrar tekrar özür diledi;trekrar tekrar önemli değil dedim. Salona döndüğümde masaları şöyle bir taradım;tanıdık yüzler aradım. Gerçekten de oradaydılar. Millet vekili eşi Burcu hanım, Gen Ajans genel müdürü Sadık Bey, Likid Finans Ceo’su Serdar Helvacıoğlu, İstanbul Üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr.Sibel Hanım ve sevgili eşleri Yrd.Doç.Dr.Nihat bey. Eski arkadaşlar,çok nadir görüşülen ama asla unutulmayan okul arkadaşları. Aralarda kaşarlı tostlarımızı ,umutlarımızı, neşelerimizi,kederlerimizi paylaştığımız insanlar. Uzun zaman sonra hepsini ,üstelik bir arada görebildiğime gerçekten şaşırmıştım. En samimi olduğum arkadaşlarımla,ayrı ayrı kucaklaştım,hüzünlendim. Hüzünlü bir mutluluk sardı beni. Anlaşılan sadece beni değil Sibel’i de sarmıştı o hüzün, çünkü gözlerinden bir kaç damla yaş döküldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvemi yudumladığım sırada ortalıkta görülmeyen Rafet elindeki kocaman pastayı masanın üzerine bıraktı.Ne oluyor filan demeye kalmadan, House Cafe’nin beşinci kuruluş yıldönümünün bu gün olduğunu, bu kadar eski arkadaşı da birarada bulmuşken dayanamayıp bu pastayı birlikte kesmemizin hoş olacağını düşündüğünü söyledi. Kimse itiraz etmedi. Üzeri çikolata kaplı ,franbuazlı Pastamızı götürür,eski günlerden,birbirimizi göremediğimiz günlerden bahsederken cep telefonum çaldı.Oto yıkama servisinden arabamın hazır olduğunu söylediler. Ortamı bozduğum için özür dileyerek,herkesle en kısa sürede ,ama mutlaka görüşmek istediğimi söyleyerek oradan ayrıldım. Rafet her zamanki gibi hesap ödeme isteğimi reddetti. Rafet’e çıkış kapısına yaklaştığımız sırada hesap ödetmediği için sesli küfür ettim. Kapıdaki delikanlıya bol bahşiş vermeyi de ihmal etmedim,yüzümü unutmasın,bir daha geldiğimde hürmette kusur etmesin diye.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-109177095365610738?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/109177095365610738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=109177095365610738' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/109177095365610738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/109177095365610738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/08/ii.html' title='II'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-109177086502615446</id><published>2004-08-05T22:39:00.000-07:00</published><updated>2004-08-05T22:41:05.026-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Diğer taraftan,bir an önce bu evi terketmem gerekiyordu.Tamam,ziyaret bu kadardı işte. Yedik,içtik,eğlendik.Suyunu çıkartmanın alemi yoktu.Hem bu gün Pazardı ve benim annemi ziyaret etmem gerekiyordu.&lt;br /&gt;            Yataktan doğruldum.İç çamaşırlarımı giyip,banyoya doğru yürüdüm.Banyoya birlikte gireceğimizden söz ettiyse de oralıklı olmadım.Zaten su çok az akıyordu, üstelik eski termosifon da adam gibi ısıtmıyordu suyu.Çabucak işimi bitirip,banyodan çıktım.Yatağın üzerindeki markalı iç çamaşırlarını gördüm.Önce elime almaya korktum.Kim bilir kimin kıçından çıktı? diye düşündüm.Yaklaşınca kullanılmamış olduklarını anladım.Kokladım.Tekstil kokusu geldi burnuma,yeni kokusu geldi.&lt;br /&gt;            Kim bilir hangi frengili heriften?çıkmadığını anlayınca,çamaşırları güvenle giydim.Elbiselerimi giydiğim sırada ,o banyodaydı.Öylece bırakıp gitmeyi düşündüm. Vazgeçtim. Mutfağa indim.Kahve alıp,banyodan çıkmasını bekledim.&lt;br /&gt;            Banyodan çıktığında ıslak vücudu,saçları,saçlarından göğsüne,oradan bacaklarına, oradan yere damlayan su taneleri,anında tavan yapan libidom,ziyaretine geç kalmak üzere olduğum annem, kapıda  duran arabam,sigarasızlık arasında bir süre gittim geldim.Hemen oracıkta,teferruata girmeden,kapı arkasında,ayak üstü sevişmeyi düşü&lt;br /&gt;ndüysem de , eğer başlarsak bu evden hiç çıkamam korkusu aklıma gelince ne ıslak vücudunun çekiciliğini,ne de her fırsatta daha ne bekliyorsun?Hadi göreyim seni, diyen libidomun sesini dinlememeye karar verdim. Beni giyinmiş,gitmeye hazır görünce saçlarını kurulamaya  çalıştığı havluyu, ustaca çalışılmış bir hareketle saçlarına sardı.&lt;br /&gt;“Ne o gidiyor musun?”,dedi.&lt;br /&gt;“Gitmem lazım”, dedim.Gözlerimi,gözlerine hapsetmeye çalışırken.”Biraz işim var.”&lt;br /&gt;Yüzü düştü.Üzüldü ,bozuldu.Küçük bir çocuğun elinden en sevdiği oyuncağı alınmış gibi üzüldüğünü hissettim.Elimi tuttu.Gözlerime bu kez ,lütfen gitme,sana yalvarıyorum bakışlarıyla baktı.&lt;br /&gt;“Akşama geliyorsun değil mi?”,dedi.&lt;br /&gt;Ne diyeceğimi şaşırmıştım.Sesimi çıkartmadım.Olanlara zaten hiçbir anlam veremezken,bir de akşam yine görüşelim teklifi iyice kafamı karıştırmıştı. Aslında onu kırmak istemezdim.Ne yalan söyleyeyim çok güzel bir gece ,çok güzel bir sabah geçirmiştim. Evin pisliği hariç canımı sıkan bir şey de olmamıştı.Yine de onun evine  o akşam gidemezdim.O eve tekrar gitmek ,ondan  sonraki tüm geceleri de o evde geçirmek anlamına geliyordu ki,bunu hiç istemiyordum. Bir mazeret bulmam gerekiyordu.Aslında annemi ziyarete gidecek olmam geçerli bir mazeretti,ama bunu ona söyleyemezdim.Nedense hakkımda fazla bilgi sahibi olmaması gerektiğini düşünüyordum.Bu kadına karşı kimseye hiç kimseye olmadığım kad,ar temkinli davranıyordum.Elbisesini giymesini büyük bir hayranlıkla izledim.Kalçalarıını,göğüslerini kısaca geçici bir süreliğine de olsa bana ait olan herşeyini doya doya olmasa bile büyük bir dikkatle izledim,tüm gücüyle kaydettim belleğimin.Hayranlıkla izlediğim bu kadının daha ismini bile bilmiyordum, ama bunun suçlusu ben değildim oydu.Birbirimizin hiçbir şeyini bilmemiz gerektiğini söyleyen ,oydu.&lt;br /&gt;Kapıya doğru yöneldim.Geride hiçbir şey bırakmadığıma emin olmak için,ceplertimi yokladım.Herşey tamamdı.O sırada arkamdan beklime sarıldı.Bu çok hoşuma gitmişti.&lt;br /&gt;“Hayatım,”dedi.”Sana telefonumu vereyim,hatta sen de bana ver.Akşam için plan yaparız,belki bir yerlere gideriz.Ne dersin?”&lt;br /&gt;Cüzdanımdan iki tane kartvizit çıkarttım.Biri onda kalsın,diğerine kendi numarsını yazsın diye ona uzattım.Akşam için söz vermediğimi,ama mutlaka onu arayacağımı söyleyip,evden çıktım.&lt;br /&gt;Uyandığımdan beri sigara içmemiştim.Köşedeki markete girdim.Sigara aldım,bir tane yaktım.Arabam yerli yerindeydi,ama leş gibi içki kokuyordu.Torpido gözünden araba spreyini çıkartıp hertarafa bolca sıktım.Ziyaret öncesi abayı temizletmem gerektiğini unutmamaya çalışarak evime doğru yola çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-109177086502615446?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/109177086502615446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=109177086502615446' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/109177086502615446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/109177086502615446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/08/dier-taraftanbir-nce-bu-evi-terketmem.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-108921446383604450</id><published>2004-07-07T08:33:00.000-07:00</published><updated>2004-07-07T08:34:23.836-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Ertesi sabah mutlu,sıcak öpücüklerle uyandım.Sevimli bir ses tonuyla,’Günaydın hayatım,sakın yataktan çıkma,kahvaltımızı burada yapacağız,’dedi.&lt;br /&gt;‘Beni şımartıyorsun,’dedim.&lt;br /&gt;Olur mu?Ben bunları hak etmiştim.Hayatında yaşadığı en kötü günün,akşamını,gecesini  ben kurtarmıştım.Ben olmasaymışım ,belki bu gün o da olmayacakmış.&lt;br /&gt;Ne demek istediğini anlamadım.Hayatında önemli bir şeyi,bir şeyleri kaybettiğini ,bu yada bunlar elinden gittiği için de,intihar etmek istediğini düşündüm.Kadınlar bazı şeylerden,her şeyden,çok çabuk etkileniyorlar.Hayatla ilgili değişikliklere çok çabuk ayak uyduramıyorlar. Biz erkekler öyle değiliz ama.Biz değişikliklere çabucak ayak uydururuz.Sevgilimiz terk etse,yeni biriyle bir ilişki kurabilmek için,uzun zamanların geçmesini beklemeyiz,sözgelimi.  Kadınlar öyle değildir.Böyle bir durumla karşılaştıklarında,saçlarının modelini,rengini filan da bundan dolayı değiştirirler.Bir durumdan başka bir duruma geçmeleri epey zaman ister.Neyse sabah sabah bunlardan bahsetmeyi değil de,yapacağımız kahvaltıyı düşünmeyi tercih ederim.Gerçi bu kadının kahvaltı yada yemek konusundaki mahareti,kahve yapmakta olduğu gibiyse işimiz var demektir.Ne çıkarsa bahtıma ,diyerek şaşkın şaşkın,odanın ayrıntılarıyla ilgilendim.Elinde tepsiyle kapıda görünmesini bekledim.&lt;br /&gt;Yatağın iki başındaki mumların yarısından fazlası erimiş,kesinlikle zevkli bir tercih olan el örmesi halının üzerine akmıştı.Mahvolmuştu güzelim halı.Aslında böyle bir kadının evine girmekle en büyük hatayı yapmıştı ,ama ne yazık ki bunun farkına varamazdı.O an halının durumu beni her şeyden fazla ilgilendirdi;halıyı kurtarmak için,bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm.Yalnız bu güzel halı neredeyse odanın tamamını kapladığı için,yerinden oynatılması imkansızdı.Bir kısmı gardırobun ,bir kısmı da karyolanın ayakları altında kalmıştı,ne yapılacaksa yerinden oynatılmadan yapılacaktı.Sigara.&lt;br /&gt;Sabah uyandığımda,kahvaltı yapmadan sigara içmek gibi bir adetim olmadığı halde,o sabah sigara yakmak istemiştim,uyanır uyanmaz.etrafa saçılmış elbiselerimin ceplerinde,tuvalet masasının üzerinde,yerlerde,göklerde ,her yerde sigara aradım,bulamadım.Neden bilemiyorum. Orgazm sigarası olabilir mi, dün gecenin son sevişmesi  hatırına?&lt;br /&gt;Ayağa kalktım.Sıkıldığımın farkına varmış olmalıyım.Akşam,gece,sabah bu kadınla ilgili şeyleri düşünmekten,düşündüğüm şeylere anlam vermeye çalışmaktan ruhum daraldı.Bir an evvel bu evden gitmek istiyorum.&lt;br /&gt; Kalkmasam da olurmuş aslında.Ayağa kalkmamla,kapıda beliriverdi çünkü.Kısa bir çığlık attı.Neden yataktan çıkmıştım,çıkmamamı söylemişti.İzah etmeye çalıştım,ben…ee … sıkılmıştım…onun için…İtiraz istemezdi.Oyunbozanlık yapmamalıydım..doğru yatağa…&lt;br /&gt;Uysal,söz dinleyen bir kedi gibi yatağa döndüm,hatta yatağa girerken ,hafifçe mırıldadım. Hemen kucağıma bıraktığı tepsinin içine baktım,açık aramak için.İlginçtir, bulamadım. Tepsinin içinde,taze sıkılmış portakal  suyundan,kahveye,Çedar peynirinden, tereyağına kadar  her şey vardı.&lt;br /&gt;‘Yumurtanı kayısı kıvamında pişirdim,umarım seversin’&lt;br /&gt;‘Kesinlikle,zaten ben yumurtayı başka kıvamda sevmem’&lt;br /&gt;‘Çok tatlısın’ Kısa bir öpücük.Ardından,kızarmış ekmek,portakal suyu ,peşine yutkunmak için zaman.Bir öpücük daha ve peynir.&lt;br /&gt;Bu şekilde kahvaltı yapmak çok güzel.Ne var ki,akşamdan kalma denen bir şey var.Bu şey sabah uyandığında, insana hiçbir şey yedirmemek gibi bir görev üstlenmiş,başarana kadar uğraşıyor.Başarıyor da.Arada bir başka şeylerle ilgileniyor.Bu şeylerle ilgilendiği zamanlarda, yedin yedin ,yiyemedin o sıkılıp gidene kadar açsın.Ben de aralardaki boşluklardan yararlanarak,başka şeylere ilgisini çekmeyi becerdiğim zamanlarda ,portakal suyunun bir kısmını, bir dilim ekmek,biraz peynir ve kahve olarak sabah kahvaltımı sonlandırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-108921446383604450?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/108921446383604450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=108921446383604450' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108921446383604450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108921446383604450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/07/ertesi-sabah-mutluscak-pcklerle-uyandm.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-108904254632169339</id><published>2004-07-05T08:48:00.000-07:00</published><updated>2004-07-05T08:49:06.320-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Yatak odasının durumu  beni çok şaşırttı.Evin genelinin aksine ,burası çok temiz düzenliydi.Çok yeni olmasa da güzel bir takım vardı.Aynalı,altı kapılı bir gardırop,tuvalet masası,onun koltuğu,rahat bir yatak pirinç bir karyolalın içini süslüyordu.&lt;br /&gt;Karyolanın iki başında pembe renkli,vişne kokusu veren,iki mum yanıyordu,anlaşılan bu mumlar gece boyu yanacak ,bu mis gibi koku  sevişirken bize daha da bir zevk verecekti.Her şey planlanmış gibiydi.Yatak,sanki,sürekli kullanılmış,içinde uzun geceler sevişilmiş gibi değil de,gelin ve damadın ilk gecelerini geçireceği ,lüks olmasa da temiz bir otel odası yatağına benziyordu.Hani şu balayı için gidilen ,ikinci sınıf otellerinki gibi.&lt;br /&gt;	Öte yandan ,arabada seviştiğimiz kadar hızlı da değildi hiçbir şey.Daha durağan ,daha yavaş,belki daha temkinli gidiyordu.Tadını çıkartmak istiyordu bu durumun.Onun için ağırdan alıyordu.Elleri ve mimikleriyle ,dev bir orkestrayı yönetir gibiydi. Adagio gitmesini istediği yerde,bunu çok güzel yaptırıyordu bana. Hakimiyetin kendisinde  olmasını seviyordu. Çok konuşmuyordu.Kısa çığlıklar atarak ,minik dokunuşlar yaparak anlatıyordu aldığı zevki.&lt;br /&gt;Ben ,tüm bunlar olurken,kendimi küçük kaygan hücremde,aslında esaretin ,en azından böyle sinin,hiç de kötü olmadığını düşünüyordum.Cezamın müebbet olmasını istiyordum.Olmadı. Genel af çıktı,yararlanmak istemediğimi yetkiliye,orkestra şefime ilettim.Bir dilekçeyle, müracaat ettim.Sayın Yetkili;vajinanızdan çıkmak istemiyorum.Burası bana ait,burası benim için var.Ben burası için varım.Böyle bir dünyayı kurmak hiç kolay değil.Gerçi çok çaba sarf etmedim,aslını sorarsanız,başlangıçta,bazı olumsuzluklar yüzünden, istemediğimi bile düşündüm,çekip giderim dedim.Fakat şimdi şartlar değişti.Buraya alıştım.tedirginliğimin,kaygılarımın yersiz olduğumu gördüm.Dilekçemin dikkate alınmasını saygılarımla arz ederim. Kabul etmedi.Gerekçe olarak,yorgunluk gösterildi.’Yoruldum’ ,dedi.’Bu kadar yeter.’Küçük hücremde yarattığım dünyada mutlu ve huzurluydum.Bu mutluluk ve huzurun elimden alınmaması için her şeyi yapabilirdim.İsyan başlattım.Üzerine çıktım.Ellerini yukarıdan birleştirerek,kendi ellerime kenetledim.Dudaklarından öpmeye başladım.Sonra kulağından,boynundan.Direnmeye çalıştı. Saçımdan,kulağımdan çekti. Elleriyle vücudumu itmeye çalıştı.Altımdan kaçmaya,kendini kurtarmaya çabaladı.Sırtıma tırnaklarını geçirdi.Canımı yaktı.Bu hareket hızımı keseceği yerde,daha çok hızlandırdı beni. Sonunda,isyanı bastıramayacağını anlayınca,kendini bana bıraktı. Harikasın,harikasın diyerek ,dilekçeme olumlu yönde cevap verdi. &lt;br /&gt;Adagio başlayan gece keyfimiz,sonunda Crescendolar, Andanteler, Allegrolar eşliğinde yanıma serilinceye kadar devam etti.Doğrusu söylediği kadar vardı.İşini biliyordu.Gerçek bir kadın olduğuna beni inandırdı.Bir kadın yatakta iyiyse,diğer aktivitelerde o kadar da iyi olmayabilirdi.Öyle derdi dedem.Tabii şimdi benim anlattığım gibi değil,kendi terbiyesi edebi,sınırları içerisinde.Diğer yandan yaptığım son hamleyle ,seksteki kabiliyetimi de anlamış oldu. Evet biraz yorucu ,uğraştırıcı, hatta  zaman zaman sert  geçmişti müsabaka,ama neticede herkes memnundu.Yani en azından ben memnundum,çünkü sonlara doğru,dükkanın altı aylığına kapalı olduğu şeklinde ,espri olarak da anlaşılabilecek, vajinasının tahriş olduğunu da söylemiş olabileceği bir cümle kurdu.Açıkçası pek anlamadım,ama espri olarak kabul etmeyi tercih ettim yine de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-108904254632169339?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/108904254632169339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=108904254632169339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108904254632169339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108904254632169339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/07/yatak-odasnn-durumu-beni-ok-artt_05.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-108858490387204018</id><published>2004-06-30T01:41:00.000-07:00</published><updated>2004-06-30T01:41:43.873-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bir süre sonra,elinde viski bardakları,yanında açılmamış bir paket çikolatayla içeri girdi. Yanıma oturdu.Şerefe kadeh kaldırdık.Elimi sol göğsünün altına doğru götürdü.dudağıma minik ateşli bir öpücük kondurdu.&lt;br /&gt;‘Hissediyor musun?,’dedi.’Kalbim,nasıl hızlı hızlı atıyor,minik bir kuş kalbi gibi,sanki küçük bir kız gibiyim.Sanki bu gece ilk kez sevişeceğim,bekaretimi,âşık olduğum adama verecek gibiyim sanki.’&lt;br /&gt;Gereksiz bir duygusallık.Gereksiz bir konuşma.Normal şartlarda olsaydı,bu kadınla normal şartlarda karşılaşsaydık,gerekli ve anlamlı hale gelebilirdi tabii,öyle bir durum yoktu ama ortada.Alt tarafı sıradan bir yaz akşamında ,sıradan bir adamla ,sıradan bir kaçamak olabilirdi olsa olsa. Otostopla aramasına bindiği,iki bira alıp Oktaköy sahilinde,yol kenarında içtiği,kıytırık iki-üç barda havadan sudan konuştuğu bir adama,bu cümleleri kurmaması gerektiği söylenmemişti bu kıza.Boşa gideceği,inandırıcı olmayacağı öğretilmemişti.Ama olsun yine de söylemişti.doğru yada yalan olması hiç de önemli değildi.Keyfi kaçıp,motivasyonu bozulmasın diye olumsuz bir şey söylemedim.Düşünceli,duygulu,halden anlayan bir adam olduğumu sanmasında bir mahsur yoktu.&lt;br /&gt;‘Neden öyle oldu acaba?,dedim.&lt;br /&gt;‘Bilmem.Birden öyle hissettim.Çok yaşamam böylesi duyguları,bazen oluverir işte.Bana bunu hissettirebildiğin için kendini şanslı saymalısın’&lt;br /&gt;‘Peki,sayarım,’dedim.’Nasıl istersen öyle oldun.Ama bak kendi hakkında bana bilgi veriyorsun,bence dikkatli ol’&lt;br /&gt;Güldü,yaklaştı, avucumun içini öptü.Hiç bakmadığı gibi baktı,gözlerime.&lt;br /&gt;‘Biliyor musun?,’dedi.Mavi gözleri çok severim.İlk sevgilim de mavi gözlüydü….neyse,istersen bir duş al …rahatlarsın’&lt;br /&gt;Elimi  bırakıp,ayağa kalktı.Bu duygusal havanın dağılmasını ister gibiydi.Aşk olmalı dedim.O adamı çok sevdi.İlk onunla sevişti.Her şeyini ona verdi;uzun değil ,ama farklı bir ilişkileri oldu.Okul çıkışlarında,parklara ,pikniklere gittiler;gitar çalıp,şarkılar söylediler,sinemaya gittiler.Belki ondan evvel de sevgilileri olmuştu,ama o başkaydı.Arayış içerisinde olduğu yaşlarda,aşk gözlerini kör ettiği zamanlarda,bir adam ona tarifsiz heyecanlar,duygular yaşattı.Ona şiirler yazdı,besteler yaptı.Birlikte uzun seyahatlere çıktılar.Kim bilir belki…&lt;br /&gt;O yaşlarda ben de öyleydim;her seni seviyorum diyene inanırdım.Lisede,fakültede birlikte olduğum kızların tamamını iyi niyetli,dürüst,samimi,güvenilir sanırdım.Üstelik içlerinden birini de çok sevmiştim;ölür gibi,yok olur gibi sevmiştim.Fakülte yıllarımızda,tanışmıştık onunla.Dört yılın neredeyse her dakikasını birlikte geçirmiştik.Okuduğumuz kitapları,birlikte izlediğimiz filmleri sabahlara kadar tartıştığımızı hatırlarım.Bir de beni asla sevemeyen babasını.Neyse neyse neyse.Belki bu kız yaşadığı o ilişkiyi buldu bende,o adamı gördü gözlerimde.&lt;br /&gt;Dağılan havayı toparlamak,o an ihtiyacımız olan duygusal ortamı yeniden tesis etmek için,ayağa kalktım.Beline sarılıp,ensesine küçük bir öpücük kondurup,saçlarını kokladım.Kendime çevirip,uzun uzun öptüm.Elinden tutup,koltuğa oturdum.Kucağımda , sıcak,hareketli,mis konulu tenini doya doya sevdim.&lt;br /&gt;‘Hadi,’dedi.’Yatak odasına gidelim,sana hünerlerimi göstereyim.gerçek kadın,gerçek sevişme nasıl olur ,anla!’.&lt;br /&gt;İtiraz edecek halim yoktu.Üstelik taahhüt ettiği şey yabana atılacak türden değildi.Gerçek bir kadından seks dersi.Doğrusu bu kadarını beklemiyordum.Her şey çok yolunda gidiyordu.Hayatta hiçbir işimin ,hiçbir zaman yolunda gitmediğini hatırlayacak olursam,bunun bu kadar yolunda gitmesi benim için  elbette şaşırılacak bir şeydi.Bunları düşündüğüm sırada canımı sıkacak bir şeyler ,ters gidecek bir durum vardı aslında,yatak odasının durumu;eğer yatak odası da aynı durumdaysa çeker giderim artık dedim.Bu kadarını kaldıramam. &lt;br /&gt;Güzel seks garantörümle birlikte,merdivenlerden bir kez daha çıkarken,elimden yatak odasını temiz bulmayı dilemekten başka bir şey gelmiyordu.Orayı temiz bulursam,sanki büyük bir ihale kazanmış gibi sevinecektim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-108858490387204018?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/108858490387204018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=108858490387204018' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108858490387204018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108858490387204018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/06/bir-sre-sonraelinde-viski.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-108851732405387169</id><published>2004-06-29T05:55:00.000-07:00</published><updated>2004-06-29T08:00:45.206-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Çorba güzeldi.Temizdi.Tam istediğim gibiydi.Bir güzel karnımızı doyurduk.Çorbayla değil,çorbadan sonra ,şişko garsonun kokoreç istediğime ,bu gece iyi değil uyarısıyla, kelle verelim önerisiyle.Kelleden sonra zerde servisiyle.Tatlı olarak zerdeyi hep sevmişimdir.İlk sünnetimde yapmışlardı,hayal meyal hatırlıyorum.O gün bu gündür favori tatlım zerdedir.&lt;br /&gt;Leş gibi kokmamak için,karanfil atmıştık ağzımıza,hem afrodizyak olsun,hem kokuyu alsın diye.Kokuyu almayacağını tahmin etmiş olmalıyım ki,ayrıca naneli Ereka da istedim garsondan.Şapşal garson yüzüme garip garip,o nedir? bakışıyla baktı;açıkladım:Ereka naneli bir şeker,çabuk gidin bulun,yoksa karışmam.Garsonun istediğim şekeri bulması on beş dakikayı bulmuş;beklemek canımızı sıkmıştı,cansıkıntımızı gidereceğini düşünmüş olacak ki,öteki garson beklerken çay alıp almayacağımızı sordu.Mersi,dedim.Çok mersi.O saatte gelen çayın nasıl olacağı bildiğim için,garsonun sıkıntı giderme aracını reddettim.Sonunda garson şapşallığına şapşallık eklemiş ve kapıda belirmişti.elindeki şeye hâlâ bir anlam veremediği,açıkça belli oluyordu.Sinirli sinirli garsonun suratına bakarken ,şeker paketini açtım.Ceza olsun diye ,ağzına atması için iki tane de ona verdim.etkisini hissetmesini,tepkisini belli etmesini görmeye dayanamayacağım için,kolonya,sevgi,saygı,tekrar bekleme eşliğinde yola koyulduk.Arkamızdan küfür etmiştir,kesin.&lt;br /&gt;Beşiktaş sırtlarında,baba yâdigarı olduğu çok belli olan,üç katlı eski İstanbul evinin,loş ve pis merdivenlerinden çıkmaya başladığımızda,o bir yandan evin bu kadar pis oluşunun nedenlerini açıklyor,diğer yandan,banyoyu hazırlaması gerektiğini söylüyordu. Banyo  umurumda değildi.Yani umurumdaydı tabii,ama gecenin sonunda,finalde,kapanışı banyoda yapmak istiyordum.&lt;br /&gt;'Sen rahatına bak,canım,'dedi.Salonun ışığını yakar,televizyonun düğmesine basar,kumandasını elime tutuştururken.'Ben şu banyoyu hazırlayayım'.Hayır ,sonra,şimdi yanıma otur, demeye fırsat kalmadan,yok oldu.Bu kadın hiç söz dinlemiyor dedim içimden,&lt;br /&gt;sanki ondan banyoyu hazırlamasını isteyen oldu.&lt;br /&gt;Salon,merdivenler kadar pisti.İçilip sağa sola fırlatılmış bira şişeleri,kirli bardaklar,ağzına kadar izmarit dolu kültablaları,sağı solu sigara düşürülüp yakılmış ,eskiden kaliteli olduğunu tahmin ettiğim halı,yine yakılmış koltuklar,tozdan üzeri görülmeye bir masa,hatta kirli iç çamaşırları.Pis kadın,pis kadının ,pis evi. &lt;br /&gt;Anında moralim bozuldu.Gerçi bu beni fazla ilgilendirmezdi,bu geceyi atlatana kadar ,hepsi o.Onun evi onun yaşantısıydı. İster leş gibi oturur,isterse kaldırır kıçını temizler,ya da parasına kıyıp,birini bulur temizletirdi.Hepsi hepsi bir gece ,yarını yok.&lt;br /&gt;Bunları düşündüğüm esnada,alt üst kırmızı iç çamaşırlarıyla,güzel düzgün bacakları,diri göğüsleri,uzun boyuyla,ojeli tınaklarıyla kapıda belirdi.Moralim düzeldi.Ev de ,pisliği de aklımdan uçtu gitti.Yanıma oturdu.Odanın pisliği için kusura bakma bakışı attı,ağır kabahat yapmışcasına ,inledi.Ayağa kalkıp,etrafı toparlamayı düşündü,elini bırakmadım. Hayır ,kalkma,otur,önemli değil,demekti bu.Anlayıp anlamadığından çok emin değildim. Olsun.Anlamasın .Anlaması gerekmez,yanımdan gitmesin yeter.&lt;br /&gt;Öte yandan bu kadın misafir ağırlamasını da bilmiyordu.Hadi ortalık pisti onu anlamıştım.Peki bu kadının içecek bir şeyi de mi yoktu?Mutlaka vardır,kadın alkolik gibi,her tarfta içki şişelari var,evinde bana ikram edecek birşey yok mu?Kahve?Kahve de mi yok?&lt;br /&gt;İçecek konusundaki sıkıntımı belli etmek için,kanalları değiştirmeye başladım, reklamları aradım,reklamlarda içsecek tanıtımlarını buldum.Gözüne sokarmış gibi,'güzel içecek,hiç denedin mi?,dedim.Ne adamım,açık açık söylesene içecek birşeyler istediğini,yok söylemem kendi anlasın,herşeyi söylemek mi lazım?'A,pardon ya,' dedi.Mesajı geç de olsa anlamıştı.İçimden,anlama performansını takdir ettim.'İçecek birşey ister misin?'Yalnız fazla alternatifim yok.Viski,bira,ya da kahve.Kahve de Türk Kahvesi değil,Nescafe'&lt;br /&gt;Aksi olsa şaşardım.Donunu bile toplamaktan aciz bir kadının,yaptığı Türk Kahvesinden ne olur ki?Fakat bunun üzerinde durup,moralini bozmasına izin vermeyecektim.&lt;br /&gt;'Viski,'dedim.Viski,lütfen.Varsa soda,yoksa bol buz.'  &lt;br /&gt;'Tamam hayatım.Mutfağa gidip bakayım,elimizde neler var?'&lt;br /&gt;Gidişiyle birlikte,tekrartelevizyona yöneldim.Gece bülteni aradım,aradım. Bulamadım.Ararken zaman da geçmişti,dönmemesi dikkatimi çekti,ağaya kalktım.Salonun kapısını açmaya çalışırken,bu evin mutfağına gitmenin iyi bir fikir olmadığına karar verdim;böyle bir evin mutfağını görmeyi istemezdim.Bir haftalık bulaşığın biriktiğini,tahta kurularının bu tabakların üzerinde gezdiklerini,Farelerin cirit attıklarını,körebe oynama ihtimallerin bile olduğunu düşündüm.Aksini düşündürecek bir veri yokyu telimde de ondan.Merdivenlerle başlayan pis düşüncelerim,salonla devam etmişti,şimdi bir de mutfağı işin içine katıp,bu düşünceleri doruğa çıkatmayı gereksiz gördüm.İstediğimi alamayınca,televizyonu kapattım.Arkama yaslanıp,bir sigara yaktım.           &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-108851732405387169?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/108851732405387169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=108851732405387169' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108851732405387169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108851732405387169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/06/orba-gzeldi.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-108755499991842199</id><published>2004-06-18T02:14:00.000-07:00</published><updated>2004-06-18T03:36:39.916-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bir sevişme sonrası sigarası,bir tane de ona.Sağlam bir yudum viski,viskinin peşine kısa bir öpücük.Rahatlama zamanı,dağılan maykajı toparlama zamanı,saçlara şekil verme,üstü başı düzeltme zamanı.Motoru çalıştırıp geri vitese takma zamanı.&lt;br /&gt;Ormana girişte yaşadığımız Nascar Rally'yi tekrar yaşamak istemiyordum;kusmak ,sakat kalmak ya da ölmek de istemiyordum.Ama bunları ona söyleyip ,bu güzel geceyi berbat etmek de istemiyordum öte yandan.Viski şişesinin kapağını kapatıp,torpido güzüne koydum.&lt;br /&gt;Emniyet kemerimi bağlayıp,ona döndüm.Gezlerine baktım.Akşamki karalıktan eser yoktu. Rengi açılmıştı sanki,gözlerinin.Şuh bakışları gitmiş,yerine bebeksi,masum bakışlar gelmişti.O anda o kadar güzel gözüktü ki bana,anlatamam.'Gözlerine saatlerce bakabilirim.'dedim.Gerçekten de bakabilirdim.Ömrümde ilk defa bir kadının bana böyle farklı duygular yaşatabileceğini o gece anladım.Bir yanı işini çok iyi bilen bir dişi,diğer yanı yeni doğmuş bir bebek.&lt;br /&gt;Ellerimi tuttu.Şimdi elleri sevişme öncesinden daha yumuşak,daha sıcaktı.Daha şefkatli, daha samimi ve duygulu.&lt;br /&gt;'Çok şekersin,canım,'dedi.'İstersen bana gidelim.Banyo yaparız.Terledik,sıcak bunalttı.Sonra da birer kahve içeriz.Ne dersin?Ayrıca,gece daha çok uzun,istediğin gibi ,istediğin kadar bakabilirsin.Nereye istersen'&lt;br /&gt;'Olur,'dedim.'Gidelim.Yalnız,temiz hava yaramış olmalı ,benim feci karmın acıktı;yolumuzun üzerinde bir çorbacı filan bulursak çorba içelim.'Tabii neden olmasındı.Zaten onun sürekli gittiği bir çorbacı vardı.Yolumuzun üzeri değildi ama yine de benim için gidebilirdik.Zaten bu akşam ve gece ne yaptıysak ve ne yapacak idiysek, hepsi benim içindi,bana özeldi.Anladım...Peki işkembe çorbası sever miydim? hı hı.İçine sirke?Sarımsak? bayılırım.&lt;br /&gt;Yol boyunca korktuğum hiçbir şey olmadı.Sessiz ,sakin bir yolculuk yaptık.Sağlı sollu selvi,meşe ağaçlarıyla dolu dar uzun yollardan,geniş çiftşerit otobanlardan geçtik.Şehrin uyuyan kısmına iyi geceler dedik;sevişenlere bol orgazmlar diledik.Yol kenarlarını temizlemeye çalışan çöpçülere kolaylıklar diledik.Yıldız kaydı,dlek tuttuk.Boğaz'dan geçen gemileri selamladık.&lt;br /&gt;Motor birkez daha durduğunda ,artık çorbacının önündeydik.Athırsızı kılıklı iki garson kapılarımızı açtı;'hoş geldiniz,efendim,'dedi,bir tanesi.Pisi bıyıklı,göbekli,uzun boylu,kel olan.'Sizi şöyle alalım,'dedi,öteki.Zayıf ,kısa,şapşal suratlı olan.&lt;br /&gt;Ne alırdık?Çorba.Onunki damardan ,benimki ince kıyım.Çorbaya sirke istermiydik?Evet.Ya sarımsak?Ona da evet. &lt;br /&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-108755499991842199?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/108755499991842199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=108755499991842199' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108755499991842199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108755499991842199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/06/bir-sevime-sonras-sigarasbir-tane-de_18.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-108747945622758278</id><published>2004-06-17T06:37:00.000-07:00</published><updated>2004-06-17T06:37:36.226-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sigaramı geri vermedi.Ben de istemedim.Şimdi arka koltuğa kadar zahmet edip,bir sigara daha almak da zor geliyordu.Zaten bütün akşam boyunca yeteri kadar içmiştim.Kapıyı açıp ,dışarı çıktım.Çıkmadan,’Bagajda içecek bir şeyler olacaktı,alıp geleyim,’dedim.Sesini çıkarmadı, başıyla onayladı. Sigaradan derin bir nefes daha çekti.Bagajda 70’lik bir Jhony Walker’ım olduğunu biliyordum.Aldım onu.Bagajı kapatıp,arabaya geri döndüm.&lt;br /&gt;	‘Viski sıcak,üstelik çikolatamız da yok,’dedim.’Kusura bakma artık.’&lt;br /&gt;	‘Önemli değil hayatım,’dedi.’Bende çikolatadan daha güzel bir meze var,onu denersin.Eminim böyle bir şeyi hayatın boyunca bir daha göremezsin.’&lt;br /&gt;Olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun nefesini hissetmek,ona dokunmak,kadife gibi,çilek şekilli dudaklarını öpebilmek,yaşına rağmen dipdiri,sımsıcak göğüslerine ufak öpücükler kondurmak,küçük,yuvarlak kalçalarını okşamak,gibi isteklerim olmuştu eskiden,gençken,aşka inanır onun için yaşarken,dünyayı aşktan ibaret sayarken.Tutkulu bir aşkın olabileceğine inanırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viskimiz vardı.Yanında mezemiz de vardı. Hatta onun gibisini bir daha tadamayacaktık.Bir şeyimiz eksikti yalnız,müzik.Müziğimiz yoktu.Müziksiz bir sevişme düşünülemezdi.Acil bir radyo kanalı bulunmalıydı.Radyoyu açtım.Böyle durumlar için,ambiyans olsun,ritim tutturulabilsin diye,açılmış radyo kanalları olduğunu düşünürdüm hep.Yanılmışım. Klasik,pop, jazz,rock,şarkı,türkü her şey var,romantik bir müzik çalan kanal yok.Tam aramaktan vazgeçecekken,düşündüğüm gibi olmada da,ona yakın bir kanal buldum.Artık müziğimiz de tamam olduğuna göre önümüzde hiçbir engel kalmamıştı.&lt;br /&gt;Viski şişesinin kapağını açtım.Nezaketi elden bırakmamak adına şişeyi önce ona uzattım. Benim saygılı,düşünceli,kibar biri olduğumu düşünmesi için.Arka koltuktaki ceketimin cebinden sigaramı ve Dopond çakmağımı aldım.Sigara paketinden bir sigara çıkarttım,yaktım. &lt;br /&gt;Sigarasını yeni söndürdüğünü bildiğim ve peş peşe sigara yakmayacağını tahmin ettiğimden ona ikram etmedim.Tam ben bunları düşünürken,hızla dudağımdaki sigarayı aldı,büyük bir kahkahayla,sanki büyük bir şey yapmış da bunu sonucunda çok daha büyük bir ödül almış gibi.’Bu artık benim oldu,’dedi.’Sen kendine yeni bir tane yak.’Dediği gibi yaptım.Paketten bir sigara daha çıkarttım ve yaktım.Bu esnada o viskiden bir yudum almıştı.Şişeyi bana, gerçek sahibine teslim etti.Derin bir nefes alıp,şişeyi kafama diktim.Diker dikmez de yüzümde bir yanma hissettim.Akşamdan beri her gittiğimiz barda viski içmiş olmamıza rağmen bu viski kezzap gibi geldi bana.Ona belli etmedim ama acı ciğerime kadar oturdu.&lt;br /&gt;	‘Ne o rahatsızlandın mı?,’dedi.’Yüzün kızardı,ellerin terlemeye başladı.Yoksa korkuyor musun?&lt;br /&gt;	‘Ne?Korkmak mı?Yok canım ,niçin korkayım?Sanırım içkinin dozunu ayarlayamadım.Sebebi bu olmalı’&lt;br /&gt;	‘Bilmem.Olabilir belki de.’&lt;br /&gt;Terlemiş ellerimi tuttu.kendine çekti.Dudağımı öpmeye başlarken,elimdeki viski şişesini alıp,bacaklarının arasına sıkıştırdı.Gömleğinden birkaç düğme açtı.Sağ elimle sol göğsünü tutmamı sağladı.Bu durumda bir on dakika kadar kaldığımızı hatırlıyorum.Sonra beyaz,önü hafif işlemeli gömleğini çıkarttı.Ardından sutyenini de.Bu arada beni de oturduğum koltuğa geri itti .Bunu neden yaptı anlamadım.Bir bildiği vardır diye düşündüm.Neden ittiğini hiç sormadım.Zaten sormama da gerek kalmadı.Elindeki viski şişesinin kapağını kapatıp,gelişi güzel yere attı.Laci mini  eteğini göbeğine doğru sıyırdı.Koltuğu yatırmamı istedi.Sonra üzerime çıkıp,dudağımdan öpmeye,göğüslerimi okşamaya başladı.Sol elini koltuğumun altından geçirip,arkadan saçlarımı okşamaya başladı.Diğer elinin göğsümden istediğini aldığını anladıktan sonra daha aşağılar doğru indi.Terli ince uzun elini çok iyi kullanıyordu.&lt;br /&gt;Gece ,müzik,alkol,o ve Ben.Muhteşem uyum.Mükemmel ritim.Güzel ,tatlı bir yorgunluk.&lt;br /&gt;Son bir hamleye göğüslerini sıktım.poposunu okşadım. Gün boyu aklımda olan tüm sorunlar tek tek ortadan kayboldu.Silindi .Gitti.&lt;br /&gt;Sonunda üzerimden indiğinde,yüzümdeki acı ifade,içimdeki yanma, ellerimdeki terleme ohhh!şeklinde rahatlamaya bırakmıştı yerini.Acele etmeden toparlandık.Mutluluğumu ifade etmek,minnettarlığımı bildirmek için,kulağına minik bir öpücük kondurdum.’Çok tatlısın,’dedim.Ben de öyleydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-108747945622758278?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/108747945622758278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=108747945622758278' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108747945622758278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108747945622758278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/06/sigaram-geri-vermedi.html' title=''/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035578.post-108696297294432186</id><published>2004-06-11T07:08:00.000-07:00</published><updated>2004-08-31T01:12:30.426-07:00</updated><title type='text'>                                        1</title><content type='html'>Dei Welt ist fort, ich mub dich tragen.&lt;br /&gt;Dünya çekti gitti, ben seni taşımalıyım.&lt;br /&gt;(Paul Celan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gecenin sonlarına doğru ter, çığlık, hareket, aksiyon hepsi yavaşlamış, hatta durmuştu .Artık yorulmuştuk;dinlenmeli,bol bol sıvı gıdalar almalıydık.Gece boyu sevişmiştik de ondan;tabii bu da aşırı sıvı &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035578-108696297294432186?l=avni.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://avni.blogspot.com/feeds/108696297294432186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035578&amp;postID=108696297294432186' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108696297294432186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035578/posts/default/108696297294432186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://avni.blogspot.com/2004/06/1.html' title='                                        1'/><author><name>avni</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00046323998344131829</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
